izmir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
izmir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Temmuz 2015 Çarşamba

lütfen hareket halindeyken kapılara yaslanmayınız

E. ile Ö.'ye

bölge,
saçılmış hurda konteynırlar kim bilir hangi ihracattan
batma yığınlar halinde durur
ağaçlı yolun bir yanı çelik raylar,
bir yanı sarı tarlalar.

sanayi,
eskiden kalma fabrikalar çürümüş sac artıkları açılan duvarlar
üzerinde çelik beton yığınları haşmetle yükselir
teneke yoksulluk ile içi boş varsıllığın uyumsuz görüntüleri
zihninizi bir anda işgal eder.
araba mezarlarında saçılmış metal bağırsakları
dingil aks ve dişlileri
çoktan kemirmiştir yaşlı kurt tamirciler
modern makinelerin ustaları çıraklarına saban çağı bozkırı usulünce vurur
kavurucu yapıp yapış sıcağın altında
bir mastürbasyonun hayaliyle dalgalanır genç oğlanların
terkedilmiş hüzünlü konutlara düşen gölgeleri.

stadyum,
kremit fabrikası onyıllardır aynı ithal kornayı öttürmektedir
belki de çıkmıştır parası özal hibelerinin birinden.

halkapınar,
keser yoksul mahallelerini
yük trenleri, tamir atölyeleri
elektrik yüklü teller, raylar ve turnikeler.

hilal,
çingenekondular karışır yükseldikçe
kürt mahallelerine kale’nin
dar ve sidik kokulu sokaklarıyla
tekinsiz karanlık köşeleri
sokak satıcıları baygınlaşır mangallarının başında.

basmane,
hayyam meyhanesi’nin daracık salonunda
üç kişi oturmuştuk,
arapların ve arapçanın mülteci yersizliğinin hüznü
otellerin önünde çuval çuval yoksulluk
çorbacılar, çaycılar, dilenciler, güleç çocuklar
düşünüp düşünüp
az konuşup içlenmiştik
suriye izmir’den ne yana düşer?


15 Temmuz 2015

2 Nisan 2012 Pazartesi

Önemsizleşme

Mevsim sonbahar-hep sonbahar, sonsuza dek sonbahar, gelip geçse de sonbahar-. İlk kez görüşüyor olmak, dilinin dolanması, konuşmak ama konuşmak-dinlemek, duymak. Konak'tan aşağı doğru yürümek, Alsancak yönünde, sahilden, sakince, sessizce yürüyor olmak-hep yürüyor olmak, dursak da yürüyor olmak, bir kafede kahve içiyor olsak da yürüyor olmak-.

Yürüyoruz.

Hafifçe bir meltem esiyor, günbatımı. Daha yıldız yok, hiç yıldız yok sayılacak koca şehir ışıklarının gölgesinde. Türk kahvesi söylüyorum. Türk kahvesi söylüyor; iki tane orta şekerli.(Normalde sade içtiğimi beyan ediyorum, her zaman savunmadayım, hep kendimi savunuyorum) Bütün hayatını anlatıyor bir çırpıda, kaldığı yurdu, yurt arkadaşlarını, okuduğu bölümü, endişelerini, yalnızlıklarını, keyiflerini, eğlencelerini, eski sevgilisini.

Sonra yine yürüyoruz, ismini güzel bulduğumu söylüyorum. "Kulağımda güzel çınlıyor." Hararetle onaylıyor, "Ben de ismimi seviyorum." diyor. Gülümsüyorum-hep gülümsüyorum.-. "Sen de güzelsin." diyorum. Hafif mahcup, "Güzel olmak, güzel bir şey değil" diyor. "Neden?" diye soruyorum. "Belası çok." diyor. Konuşmak istemiyormuş gibi yapıyor, güzel olduğunu biliyor, bundan hoşnut, anlıyorum. Gülümsüyorum-bu sefer anlayışla, üzerinde durmadığımı belirtmek için, insanların güzel olduğunun farkında olmasının benim için sorun teşkil etmediğini göstermek için-.

Alsancak'a varıyoruz.