çeviri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çeviri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mart 2019 Cumartesi

Solucanların Şarkısı

Margaret Atwood
Çeviren: Oğuz ş.

Yer altındaydık uzun müddet,
işimizi yapıyorduk,
biz, çok ve bir olanlar,
hatırlar gibiyiz insan olduğumuzu.

Yaşıyorduk köklerin, taşların arasında,
şarkı söylüyorduk ama dinleyenimiz yoktu,
yalnızca geceleri
sevmek için açık havaya çıkıyorduk,
ki sevgi tiksinir
postalların tabanlarından,
onların deri, sofu inançlarından.

Biliriz bir postal neye benzer
gördüğümüzden onu en altından,
postalların felsefesini biliriz,
onların tekme ve tepinme metafiziğini.

Postallardan korkarız,
fakat küçümseriz postala gereksinen ayağı.

Yakında her yeri yabani otlar gibi
ama yavaşça istila edeceğiz;
esir bitkiler bizimle
ayaklanacak, çitler yıkılacak,
tuğla duvarlar sarsılıp çökecek,
ve artık postallar olmayacak.

O esnada toprak yiyor
ve uyuyoruz; bekliyoruz
ayaklarınızın altında.
Hücum! diye haykırdığımızda
hiçbir şey duymayacaksınız
başlarda.

16 Temmuz 2018 Pazartesi

Led Zeppelin - Yağmur Şarkısı (The Rain Song)

Çeviren: oğuz ş.
                                           D.'ye...

Bu sevgimin baharı,
Bilmem gereken ikinci mevsim
Sen içimde büyüyen gün ışığısın
Öyle hafif bir ılıklık hissedegeldiğim,
Bana harlayaşı hissettirmen zor değil,
Yavaşça büyüyen ateşi seyrettim.

Bu gülüşlerimin yazı,
Kendimden, kederin savunucularından kaçış,
Bana yalnızca gözlerinle seslen
Sana verdiğim bu tonu
tanımak o kadar da zor değil.
Tüm bunlar zaman geçtikçe herkes için açık olur.

Kışımın soğukluğunu duyumsadım,
Hiç gideceğini düşünmemiştim,
Üzerimize saldıran kederle lanetlenmiştim,
Ancak biliyorum
seni ne kadar çok sevdiğimi...

Bunlar duyguların mevsimleridir
ve tıpkı yel gibi yükselir ve düşerler
Bu aşkın ihtişamıdır,
Tutmamız gereken meşaleyi görüyorum.

Bu bölüşmenin gizemidir,
Düşmeli hepimizin hesabına
küçük bir parça dingin yağmur.

6 Mayıs 2018 Pazar

Oi Va Voi - Yüzünü Her Gördüğümde (Every Time)

Çeviren: Oğuz ş.
                                       D.'ye.. 


Yüzünü her gördüğümde,
önümde uzananın ve beni bekleyenin
aşk olduğunu biliyorum.
Sana her baktığımda,
gözlerin de bana
aynı şeyi söylüyor.
Yukarıya her baktığımda,
bir şeyin beni beklediğini
görüyor, öğreniyor ve biliyorum.

Gözündeki her gözyaşı,
zihnimdeki bir damladır.
Bildiğim gibi, aşksın sen.
Biliyorum aşksın sen.

Ne zaman uzaklara gitsen,
soğuk ve kimsesiz bir boşluğun 
yanına uzanıyorum.
Ne zaman bir sayfa çevirsem
ellerin yüzünden aşağı düşmeye başlıyor.
Yukarıya her baktığımda,
bir şeyin beni beklediğini
görüyor, öğreniyor ve biliyorum.

Gözündeki her gözyaşı,
zihnimdeki bir damladır.
Bildiğim gibi, aşksın sen.
Biliyorum aşksın sen.




20 Şubat 2018 Salı

Sabah, İmparatorluğu Düşünürken

Raymond Carver
Çeviren: Oğuz ş.

Dudaklarımızı fincanların mineli kenarlarına bastırıyoruz 
ve biliyoruz kahvenin üzerinde yüzen bu yağın 
bir gün kalplerimizi durduracağını. Gözler ile parmaklar 
düşüyor gümüş olmayan gümüş takımının üzerine. Pencerenin dışında, 
dalgalar dövüyor eski şehrin ufalanmış duvarlarını. 
Ellerin kalkıyor kaba masa örtüsünden 
sanki bir kehanette bulunacak gibi. Dudakların titriyor... 
Lanet olsun gelecek demek istiyorum. 
Geleceğimiz öğleden sonranın derinlerine uzanıyor. 
Bir araba ve sürücüyle dar bir sokak bu, 
bize bakan ve tereddüt eden sürücü
sonra kafasını sallıyor. O esnada, 
güzel bir Leghorn yumurtası kırıyorum soğukkanlılıkla. 
Gözlerin buğulanıyor. Bana sırtını dönüyor, 
deniz kıyısındaki damlara bakıyorsun. 
Sinekler bile kıpırdamıyor. 
Diğer yumurtayı da kırıyorum. 
Birbirimizi azalttığımız kesin.

6 Eylül 2016 Salı

Pink Floyd - Learning to Fly Çevirisi

uzağa, hiç geri dönüşü olmayan noktaya
siyah bir şerit gerilmiş.
bir uçuş neşesi rüzgârlı bir alanda
sersemlemiş duyularımla başbaşa.
ölümcül bir cazibe beni hızlandırıyor
bu karşı konulmaz kavrayıştan nasıl kaçabilirim?
gözlerimi devinen gökyüzünden alamıyorum
dil lâl olmuş, burulmuş yeryüzüne ait bir uyumsuzlukla


buz biçimlendiriyor kanatlarımın uçlarını,
önemsiz uyarılar, düşündüm
düşündüm her şey hakkında
evimi buldurmuyor hiç bir yol gösterici.


yüklerinden arınmış, aç ve taşa dönüşmüş
gergin bir ruh uçmayı öğrenmekte
koşullanma gerçekçi fakat denemeye kararlı
gözlerimi devinen gökyüzünden alamıyorum
dil lâl olmuş, burulmuş yeryüzüne ait bir uyumsuzlukla.

sakince frenle,
yavaş ol. biraz tekerlekler üzerinde gidecek.
sadece gücü yavaşça kontrol et,
güç
gezegenin üstünde, bir kanatta ve iyi temennide
benim kirli halem, temiz havada bir buhar izi
bulutları kesiyor, uçan gölgemi görüyorum
sulanan gözlerimin ucunun ötesinde
gün ışığı tarafından tehdit edilmeyen bir rüya
bu ruh tam gecenin tepesine patlayabilir
bununla karşılaştırılabilecek bir his yok
hareket askıda, bir kutluluk ânı
zihnimi devinen gökyüzünden alamıyorum
dil lâl olmuş, burulmuş yeryüzüne ait bir uyumsuzlukla.

30 Temmuz 2016 Cumartesi

Leonard Cohen - Nevermind Çevirisi

"Takma Kafana"


Savaş kaybedildi
Antlaşma imzalandı
Ben yakalanmadım
Çizgiyi aştım

Ben yakalanmadım
Ama çok denedim
İyice gizlenerek
Aranızda yaşıyorum.

Gitmem gerekiyordu
Hayatımı ardımda bırakarak
Asla bulamayacağınız
Bazı mezarlar kazdım

Hikaye anlatıldı
Gerçekler ve yalanlarla
Bir adım vardı
Ama takma kafana

Takma kafana
Takma kafana
Savaş kaybedildi
Antlaşma imzalandı

Yaşayan bir gerçek var
Ve ölen bir gerçek
Bilmiyorum hangisi olduğunu
Yani takma kafana

Zaferiniz
Pek tamdı
Aranızdan bazılarının
Elde etmeyi düşündüğü.

Bu bir kaydıdır
Bizim küçük hayatlarımızın
Giydiğimiz elbiseler
Kaşıklarımız, bıçaklarımız

Şans oyunları
Askerlerimizin oynadıkları
Kestiğimiz taşlar
Yaptığımız şarkılar

Bizin barış hukukumuz
Ki anlaşılır
Bir koca yol gösterir
Bir eş komuta eder

Ve tüm bu
İfadeleri
Tatlı ilgisizliğin
Bazıları aşk diye adlandırır

Yüksek ilgisizlik
Bazıları kader diye adlandırır
Fakat isimlere sahiptik
Daha samimi

Çok derin ve
çok doğru isimler
Onlar benim için kan
Onlar sizin için tozdular

İhtiyaç yok
Bu hayatta kalışa
Yaşayan bir gerçek
Ve ölen bir gerçek var

Takma kafana
Takma kafana
Hayatımı yaşıyorum
Ardımda bırakıyorum

Yaşayan bir gerçek var

Öldüremezdim
Sizin öldürdüğünüz gibi
Nefret edemezdim
Denedim, başarısız oldum

Bana döndünüz
En azından denediniz
Sizi hor görenlerden
Yana oldunuz

Bu kalbinizdi
Bu sinek sürüsü
Bu bir zamanlar ağzınızdı
Bu yalan kasesi

Onlara iyi hizmet ettiniz
Hiç şaşırmadım
Onların akrabasısınız
Onların türünden

Takma kafana
Takma kafana
Hikaye anlatıldı
Gerçekler ve yalanlarla
Dünyaya sahipsiniz
Yani takmayın kafanıza

Takma kafana
Takma kafana
Hayatı yaşıyorum
Ardımda bırakıyorum

Tamamen yaşıyorum
Genişçe yaşıyorum
Bölemeyeceğiniz
Zaman katmanları üzerinde

Kadınım burada
Çocuklarım da
Onların mezarları güvende
Sizin gibi hayaletlerden

Derin yerlerde
Köklerin dolaştığı
Geride bıraktığım hayatı yaşıyorum

12 Aralık 2011 Pazartesi

Sofistler - 1: Çeviri ve Anadil

[Belki bir kaç küçük tartışmayı kışkırtır diye yayınlıyorum. İlk olarak bir arkadaşımın isteğine karşılık yazdığım bir başka yazının çok az değişikliğe uğramış halidir. Arkasından bir-iki devam yazısı daha yazmaya niyetliyim.]

Ele almaya niyetlendiğim mesele, sanıyorum ki, felsefe tarihi içindeki en ilginç meselelerden biri. Çünkü, Platon ile Sofistlerin arasındaki çatışma, anlamazdan gelme, maniple etme, konuşturma ve susturma ilişkileri; sofistlerin söyledikleri -ki sofistliğin tek bir kişiden müteşekkil olmayıp, Protagoras, Gorgias ve felsefenin "yüzkarası" Thyrasymakhos gibi bir çok sofist-figürden oluşmakta olduğunu aklımızda tutalım-  genelde Platoncu bir anlatı içinde tartışılır ve geçilir. Sanki, sofistler hakkında sadece Platon konuşabilirmiş, sanki öteki'nin, sofistin dili, bizim için anlaşılmaz, uzak ve "tehlikeli" imiş gibi... Sanki "Sofistçe"yi, ancak bir tür "Platonca"da anlayabilirmişiz gibi... Belki gerçekten de öyledir. O halde görelim.

Pektabii, biraz Platonculuğun -bizim daimi Platonculuğumuz!- dışından sofistçe-olana eğilince, bize en gerekli araçlardan birinin Atina demokrasisi üzerine biraz bilgi olduğu, en azından bu tarz bir bilginin işimizi kolaylaştıracağı ve şimdi tarafı olduğumuz sofistlerin tarafı olmamızı daha temellendirilebilir kılacağı anlaşılır. Çünkü, sofistler, demokrasi ile ortaya çıkan filozoflardır ve Atina demokrasisini anlamak, sofistleri anlamamıza yardımcı olur.  O halde ilk sorumuz şu olsun: Atina demokrasisi nasıl bir şeydi ve sofistler bunun neresinde yer alıyorlardı?

Atina demokrasisi, erkek ve kan bağıyla Atinalı fratri[1]lerden birine ait olan özgür erkeklerin, Atina'nın yönetiminde doğrudan söz sahibi olduğu bir yönetimdi. Yani, "yurttaş" denilen figür, köle-olanın, kadın-olanın, metek[2]-olanın, yabancı-olanın tam karşıtıydı. Yani, bilindiği üzere, bu demokrasi sadece bir grup insanın kendisinden yararlanabildiği, sınırlı bir demokrasiydi. Sınırlı ama büyük bir ilerleme. İşin yönetimsellik ile ilgili bütün kısımları ve hukuki işleyiş-yani mahkemeler- de dahil olmak üzere bütün kısmı yurttaşlar meclisinde konuşulup çoğunluğun oyuyla karara bağlanıyordu. Buradan çıkarılması gereken ilk sonuç, Atina'da -ve diğer Antik demokrasilerde de-, sözün büyük bir ağırlığı ve maddiliğinin bulunduğudur. Çünkü, söz gelimi mahkemelerde, yaşam ve ölüm veya sürgün gibi bütün kararlar oy çokluğu ile karara bağlanıyordu ve yasalar olsa da, bir suçun soruşturulmasında ve karara varılmasında, bugünkü gibi bir kriminoloji olmadığı için, suçlananın sözünün ikna ediciliği temel önem arz ediyordu.