aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ocak 2019 Pazar

Richard İçin Son Bir Şiir

Sandra Cisneros
Çeviren: Oğuz ş.*

24 Aralık ve sona geldik yeniden.
Bu sefer geri dönmemek üzere, biliyorum zira
seni kovmadım - ve yine de el salladık.
Ayakkabılar yok. Kızgın kapılar da.
Kıyafetleri katladık ve ayrı
yollara gittik.
Beğendiğim ince yün kazağını ardında
bırakmışsın ama diş fırçanı almayı akıl
etmişsin. Bu gece neredesin?

Richard, yeniden yılbaşı arifesindeyiz
ve eski hayaletler doluşuyor eve.
Yılbaşı ağacının kıyısında oturuyor
ve neyi yanlış yaptığımızı merak ediyorum.

Tamam, çalışmadık, ve bütün
anılar güzel değil doğrusunu söylemek gerekirse.
Fakat güzel zamanlarımız da oldu.
Aşk güzeldi. Yanımda çarpık uyuyuşunu
sevdim ve hiç korkulu düş görmedim.

Yıldızlar olmalı
bizimki gibi büyük savaşlar için. Ödüller
ve bir yığın şampanya olmalı hayatta kalanlar için.

Onca yıllık alçalmadan,
beceriksiz tatil girişimlerinden sonra,
acıyı abideleştirecek bir şey olmalı.

Birgün büyük Brezilya faciasını unutacağız.
O güne kadar, Richard, iyi olmanı dilerim.
Gönül maceralarını ve bol sıcak suyu sevmeni dilerim,
ve sana benden daha iyi davranacak birini.
Şimdi unuttum nedenini, ama sevmiştim seni bir zaman,
hatırlıyor musun?

Belki de bu mevsimde, sarhoş
ve duygusal, bir parçamın delirmiş ve
intihara meyilli olduğunu kabule razıyım,
anarşi için yaşlıca, hâlâ aşığım.

*Tercümenin "Tamam, çalışmadık..." diye başlayan ikinci kıtası ile, üçüncü dizenin "...savaşlar için" diye biten ilk cümlesi, onu Junot Diaz'ın Ve Onu İşte Böyle Kaybedersin kitabındaki epigraf vesilesiyle tercüme eden Avi Pardo'ya aittir. Ben şiiri o tercümeden sevdiğim için olduğu gibi kendi tercümeme aldım.

2 Mayıs 2016 Pazartesi

ş.’nin Aşk Şiiri

tuttum sevdiklerimi
dedim buyrun oturun karşıma
getir dostum bir kadeh daha
sarıldım sıkıca
seni seviyorum dedim
eğilip tek tek kulaklarına.

ah dostum
hep geçmişim aşina yollardan
kollamış durmuşum zavallı benliğimi
ah diyorum
zavallı benliğim
ne çürük şeysin.

mendilci çocuklara güzel hayaller anlatıyorum
bir görsen beni
ne kadar neşeliyim
ne kadar hayat doluyum
nabzım gözlerimde atıyor
            −kedileri okşuyorum
köpeklere marketlerden mama çalıp
            −avucumda veriyorum.

çiçekler aldım ne güzel
çorbalar yaptım
dolaba kaldırdım
gelenlere veririm diye.
başka bir insan oluyorum
bir görsen
öylece akıp giden
şu acımasız ve soğuk zamanı
metanetle sırtlıyorum.

biliyorum, diyorum
yarım yamalaktım
ve hep yarım yamalak olacağım
ama ne güzelmiş
            −diyorum
bildiğim yörüngeleri
titreyerek terk etmek.

titreyen bedenim
yaşamayı hissediyor
belki sonsuz konforlu
alışkanlıklarla örülü
vasat ömründen beri
ilk defa.

bakın diyorum
çocuklar kediler köpekler
dostlarım
sizi kırmışımdır şımarık
tavırlarımla
affedin beni
ya da mahkum edin
ama bilin sevdim sizi
dünyanın ortasında
bir ağacın gölgesine sığınarak
yalancı korunaklara
gizledim kendimi.

alın diyorum her bir parçam
bunlar ve şunlardır
alın sizin olayım
ben zaten en çok kendimden sıkılırım
bunlar, diyorum
parmaklarım
bunlar ellerim ayaklarım
bunlar saçlarımdır
bunlarsa acılarım
ağır geliyorsa koyun bir kenara
bakın sıradaki hayallerim
kırılanları ayıklayın,
paylaştıklarımız bize kalsın.


03 Mayıs 2016

3 Temmuz 2015 Cuma

Küçük Orospu ve Cam Güzeli

kendini ifade edememenin sancısı
güller, cam güzelleri,
küçük orospular
çiçeklere su verdin mi?

ben yolları küçük adımlarımla aldım
zavallı bedenimdeki sancılar
göğüs kafesimin altında ve üstünde,
rektumumda ve midemde
ağzımı kapatıyorum sustuğum her sözcüğe
ayaklarımı kesiyorum çıktığım her yola
kalbimin kırmızı kan ağrıları
damarlarımda, ciğerimde
uyluklarımda değişen hücrelerin şarhoş dansı

doktor ben kanser değilim
kanser benim, kanser hepimiziz.

elime aldığımda kalbimi atom bombası
ritm sıfır nokta sekiz, biliyorsunuz dalgası bu
yok oluşa yaklaşmanın

benim babamın damarlarını açtılar neşterlerle,
ameliyathane soğukları,
doktorun başı öne eğik bilgeliği-bilgisizliği
çiçekler diyorum
doktor
kaldır kafanı gözlerime bak
babamın rektumuna soktun mu derece ölçerini?

ellerimi senin ellerinde bıraktım,
rektumumu otel odasının ucuz pisliğine teslim ettim,
ben ne zaman sana uzansam
kollarım kırıldı.

lütfen sus bu gece, lütfen konuş
lütfen asla
susma.
o vapura el ele binelim ve sen
susma…

04 Temmuz 2014


2 Nisan 2012 Pazartesi

Önemsizleşme

Mevsim sonbahar-hep sonbahar, sonsuza dek sonbahar, gelip geçse de sonbahar-. İlk kez görüşüyor olmak, dilinin dolanması, konuşmak ama konuşmak-dinlemek, duymak. Konak'tan aşağı doğru yürümek, Alsancak yönünde, sahilden, sakince, sessizce yürüyor olmak-hep yürüyor olmak, dursak da yürüyor olmak, bir kafede kahve içiyor olsak da yürüyor olmak-.

Yürüyoruz.

Hafifçe bir meltem esiyor, günbatımı. Daha yıldız yok, hiç yıldız yok sayılacak koca şehir ışıklarının gölgesinde. Türk kahvesi söylüyorum. Türk kahvesi söylüyor; iki tane orta şekerli.(Normalde sade içtiğimi beyan ediyorum, her zaman savunmadayım, hep kendimi savunuyorum) Bütün hayatını anlatıyor bir çırpıda, kaldığı yurdu, yurt arkadaşlarını, okuduğu bölümü, endişelerini, yalnızlıklarını, keyiflerini, eğlencelerini, eski sevgilisini.

Sonra yine yürüyoruz, ismini güzel bulduğumu söylüyorum. "Kulağımda güzel çınlıyor." Hararetle onaylıyor, "Ben de ismimi seviyorum." diyor. Gülümsüyorum-hep gülümsüyorum.-. "Sen de güzelsin." diyorum. Hafif mahcup, "Güzel olmak, güzel bir şey değil" diyor. "Neden?" diye soruyorum. "Belası çok." diyor. Konuşmak istemiyormuş gibi yapıyor, güzel olduğunu biliyor, bundan hoşnut, anlıyorum. Gülümsüyorum-bu sefer anlayışla, üzerinde durmadığımı belirtmek için, insanların güzel olduğunun farkında olmasının benim için sorun teşkil etmediğini göstermek için-.

Alsancak'a varıyoruz.

20 Aralık 2011 Salı

İki "Politik-İnsan" ve İki "Seven-İnsan" İmgesi: "Üvercinka" ve "YasakSevişmek" Şiirleri Üzerine Bir Karşılaştırma Denemesi

"Bir şiir neden, bir şiirdir? Bunun ölçütü nedir? Biz bir göstergeler sistemini, nasıl olur da bir diğerinden kesin sınırlarla ayırırız? Bizim bunu yapmamızı sağlayan bir tanım mümkün müdür?"

Hangi farklı biçimlerde sorulursa sorulsun, bu sorular, bir edebiyat uzmanını ve tarihçisini en çok meşgul eden sorular grubudur. Yabanıllıktan, Antikiteden, Ortaçağ'a; Rönesans'tan, Aydınlanma'ya, Modernizme ve oradan da günümüze bağlanan kültürel dönüşümlerin, kopmaların ve her çağda birbirleri ile az veya çok etkileşime giren ve bu etkileşim olduğu kadar birbirinden ayrı da duran kültürel coğrafyaların içinde üretilmiş olan bir grup metne, sözcükler bütününe, nasıl olur da şiir deriz? Bu soruya, iki farklı elden çıkmış, iki farklı düzleme ait bu iki şiirin incelemesi içinde cevap vermeye çalışalım.

Öncelikle elimizdeki iki şiirin de, ilk okuyuşta, tematik bir ortaklık taşıdıklarını fark ederiz. Hem "Üvercinka" hem de "Yasak Sevişmek" şiirleri, aşkı ve politik-olmayı imlerler zihnimizde ve iki şiirin göstergelerinin yoğunluğu, bizi, bir sevdiği olan, politik bir sevene gönderir.

Bu tematik ortaklığın barizliğine karşın, ayrım da tam olarak bir ve aynı zeminin farklı bir şekilde işlenmesinde bulunur. "Üvercinka"nın seven-insanı, sevdiğini coşkuyla ve neşeyle sever. Onun sevgisi dünyevi ve son derece cinsel bir sevgidir:

"Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun

Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez

Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor"