Meggie Smith
Çeviren: Oğuz ş.
Hayat kısa, ancak bunu çocuklarımdan saklıyorum.
Hayat kısa
ve ben kendiminkini kısaltıyorum
binbir leziz, ihtiyatsız yolla
leziz bir şekilde ihtiyatsız binbir yolla
bunu çocuklarımdan saklayacağım. Dünya
en az yarı yarıya korkunç ve bu tutucu bir tahmin,
ancak saklıyorum bunu çocuklarımdan.
Her kuşa karşılık kuşa atılan bir taş var.
Her sevilen çocuğa karşılık, kırılmış, terk edilmiş,
gölün dibini boylamış bir çocuk. Hayat kısa ve dünya
en az yarı yarıya korkunç, her nazik yabancıya
karşılık, seni kıracak biri var,
ancak saklıyorum bunu çocuklarımdan. Onlara
dünyayı yutturmaya çalışıyorum. Gerçek
bir bok çukurunu gösterip, sağlam iskelet hakkında
cırıldayan bir emlakçı gibi: Burası güzel olabilir,
değil mi? Burayı güzel kılabilirsin.
Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
16 Ağustos 2019 Cuma
30 Mart 2019 Cumartesi
Solucanların Şarkısı
Margaret Atwood
Çeviren: Oğuz ş.
Yer altındaydık uzun müddet,
işimizi yapıyorduk,
biz, çok ve bir olanlar,
hatırlar gibiyiz insan olduğumuzu.
Yaşıyorduk köklerin, taşların arasında,
şarkı söylüyorduk ama dinleyenimiz yoktu,
yalnızca geceleri
sevmek için açık havaya çıkıyorduk,
ki sevgi tiksinir
postalların tabanlarından,
onların deri, sofu inançlarından.
Biliriz bir postal neye benzer
gördüğümüzden onu en altından,
postalların felsefesini biliriz,
onların tekme ve tepinme metafiziğini.
Postallardan korkarız,
fakat küçümseriz postala gereksinen ayağı.
Yakında her yeri yabani otlar gibi
ama yavaşça istila edeceğiz;
esir bitkiler bizimle
ayaklanacak, çitler yıkılacak,
tuğla duvarlar sarsılıp çökecek,
ve artık postallar olmayacak.
O esnada toprak yiyor
ve uyuyoruz; bekliyoruz
ayaklarınızın altında.
Hücum! diye haykırdığımızda
hiçbir şey duymayacaksınız
başlarda.
Çeviren: Oğuz ş.
Yer altındaydık uzun müddet,
işimizi yapıyorduk,
biz, çok ve bir olanlar,
hatırlar gibiyiz insan olduğumuzu.
Yaşıyorduk köklerin, taşların arasında,
şarkı söylüyorduk ama dinleyenimiz yoktu,
yalnızca geceleri
sevmek için açık havaya çıkıyorduk,
ki sevgi tiksinir
postalların tabanlarından,
onların deri, sofu inançlarından.
Biliriz bir postal neye benzer
gördüğümüzden onu en altından,
postalların felsefesini biliriz,
onların tekme ve tepinme metafiziğini.
Postallardan korkarız,
fakat küçümseriz postala gereksinen ayağı.
Yakında her yeri yabani otlar gibi
ama yavaşça istila edeceğiz;
esir bitkiler bizimle
ayaklanacak, çitler yıkılacak,
tuğla duvarlar sarsılıp çökecek,
ve artık postallar olmayacak.
O esnada toprak yiyor
ve uyuyoruz; bekliyoruz
ayaklarınızın altında.
Hücum! diye haykırdığımızda
hiçbir şey duymayacaksınız
başlarda.
13 Ocak 2019 Pazar
Richard İçin Son Bir Şiir
Sandra Cisneros
Çeviren: Oğuz ş.*
24 Aralık ve sona geldik yeniden.
Bu sefer geri dönmemek üzere, biliyorum zira
seni kovmadım - ve yine de el salladık.
Ayakkabılar yok. Kızgın kapılar da.
Kıyafetleri katladık ve ayrı
yollara gittik.
Beğendiğim ince yün kazağını ardında
bırakmışsın ama diş fırçanı almayı akıl
etmişsin. Bu gece neredesin?
Richard, yeniden yılbaşı arifesindeyiz
ve eski hayaletler doluşuyor eve.
Yılbaşı ağacının kıyısında oturuyor
ve neyi yanlış yaptığımızı merak ediyorum.
Tamam, çalışmadık, ve bütün
anılar güzel değil doğrusunu söylemek gerekirse.
Fakat güzel zamanlarımız da oldu.
Aşk güzeldi. Yanımda çarpık uyuyuşunu
sevdim ve hiç korkulu düş görmedim.
Yıldızlar olmalı
bizimki gibi büyük savaşlar için. Ödüller
ve bir yığın şampanya olmalı hayatta kalanlar için.
Onca yıllık alçalmadan,
beceriksiz tatil girişimlerinden sonra,
acıyı abideleştirecek bir şey olmalı.
Birgün büyük Brezilya faciasını unutacağız.
O güne kadar, Richard, iyi olmanı dilerim.
Gönül maceralarını ve bol sıcak suyu sevmeni dilerim,
ve sana benden daha iyi davranacak birini.
Şimdi unuttum nedenini, ama sevmiştim seni bir zaman,
hatırlıyor musun?
Belki de bu mevsimde, sarhoş
ve duygusal, bir parçamın delirmiş ve
intihara meyilli olduğunu kabule razıyım,
anarşi için yaşlıca, hâlâ aşığım.
Çeviren: Oğuz ş.*
24 Aralık ve sona geldik yeniden.
Bu sefer geri dönmemek üzere, biliyorum zira
seni kovmadım - ve yine de el salladık.
Ayakkabılar yok. Kızgın kapılar da.
Kıyafetleri katladık ve ayrı
yollara gittik.
Beğendiğim ince yün kazağını ardında
bırakmışsın ama diş fırçanı almayı akıl
etmişsin. Bu gece neredesin?
Richard, yeniden yılbaşı arifesindeyiz
ve eski hayaletler doluşuyor eve.
Yılbaşı ağacının kıyısında oturuyor
ve neyi yanlış yaptığımızı merak ediyorum.
Tamam, çalışmadık, ve bütün
anılar güzel değil doğrusunu söylemek gerekirse.
Fakat güzel zamanlarımız da oldu.
Aşk güzeldi. Yanımda çarpık uyuyuşunu
sevdim ve hiç korkulu düş görmedim.
Yıldızlar olmalı
bizimki gibi büyük savaşlar için. Ödüller
ve bir yığın şampanya olmalı hayatta kalanlar için.
Onca yıllık alçalmadan,
beceriksiz tatil girişimlerinden sonra,
acıyı abideleştirecek bir şey olmalı.
Birgün büyük Brezilya faciasını unutacağız.
O güne kadar, Richard, iyi olmanı dilerim.
Gönül maceralarını ve bol sıcak suyu sevmeni dilerim,
ve sana benden daha iyi davranacak birini.
Şimdi unuttum nedenini, ama sevmiştim seni bir zaman,
hatırlıyor musun?
Belki de bu mevsimde, sarhoş
ve duygusal, bir parçamın delirmiş ve
intihara meyilli olduğunu kabule razıyım,
anarşi için yaşlıca, hâlâ aşığım.
*Tercümenin "Tamam, çalışmadık..." diye başlayan ikinci kıtası ile, üçüncü dizenin "...savaşlar için" diye biten ilk cümlesi, onu Junot Diaz'ın Ve Onu İşte Böyle Kaybedersin kitabındaki epigraf vesilesiyle tercüme eden Avi Pardo'ya aittir. Ben şiiri o tercümeden sevdiğim için olduğu gibi kendi tercümeme aldım.
20 Şubat 2018 Salı
Sabah, İmparatorluğu Düşünürken
Raymond Carver
Çeviren: Oğuz ş.
Dudaklarımızı fincanların mineli kenarlarına bastırıyoruz
ve biliyoruz kahvenin üzerinde yüzen bu yağın
bir gün kalplerimizi durduracağını. Gözler ile parmaklar
düşüyor gümüş olmayan gümüş takımının üzerine. Pencerenin dışında,
dalgalar dövüyor eski şehrin ufalanmış duvarlarını.
Ellerin kalkıyor kaba masa örtüsünden
sanki bir kehanette bulunacak gibi. Dudakların titriyor...
Lanet olsun gelecek demek istiyorum.
Geleceğimiz öğleden sonranın derinlerine uzanıyor.
Bir araba ve sürücüyle dar bir sokak bu,
bize bakan ve tereddüt eden sürücü
sonra kafasını sallıyor. O esnada,
güzel bir Leghorn yumurtası kırıyorum soğukkanlılıkla.
Gözlerin buğulanıyor. Bana sırtını dönüyor,
deniz kıyısındaki damlara bakıyorsun.
Sinekler bile kıpırdamıyor.
Diğer yumurtayı da kırıyorum.
Birbirimizi azalttığımız kesin.
Çeviren: Oğuz ş.
Dudaklarımızı fincanların mineli kenarlarına bastırıyoruz
ve biliyoruz kahvenin üzerinde yüzen bu yağın
bir gün kalplerimizi durduracağını. Gözler ile parmaklar
düşüyor gümüş olmayan gümüş takımının üzerine. Pencerenin dışında,
dalgalar dövüyor eski şehrin ufalanmış duvarlarını.
Ellerin kalkıyor kaba masa örtüsünden
sanki bir kehanette bulunacak gibi. Dudakların titriyor...
Lanet olsun gelecek demek istiyorum.
Geleceğimiz öğleden sonranın derinlerine uzanıyor.
Bir araba ve sürücüyle dar bir sokak bu,
bize bakan ve tereddüt eden sürücü
sonra kafasını sallıyor. O esnada,
güzel bir Leghorn yumurtası kırıyorum soğukkanlılıkla.
Gözlerin buğulanıyor. Bana sırtını dönüyor,
deniz kıyısındaki damlara bakıyorsun.
Sinekler bile kıpırdamıyor.
Diğer yumurtayı da kırıyorum.
Birbirimizi azalttığımız kesin.
24 Ağustos 2016 Çarşamba
Salınıp Durur Bir Acemi
![]() |
| Henri Michaux |
I.
seninle koca koca çocuklara
uçurtmalar dağıtırız
dağıtmışızdır da bir kırın alaca
rüyası
görünür bölünmüş gecelerimize.
II.
yolları sarsacak mıdır yeniden
bir kedi mırıltısı bir sıcak
bunaltısı
ben sana hangi sokaklardan geçip
geleyim.
III.
çokça lakırdı
her yanında duyulan
ne karasın sen ayların içinde
bulutların dağılmaz mı?
sen bana hangi sokaklardan geçip
gel.
IV.
şimdi yaşını başını almış bir
simsar
yaşıyor bir denizin berisinde
satmaktan sert kayalara ruhunu
bir kitap yazdırıvermiş diyorlar
yaşamının olmazlarından.
seni tanıyordum
seni unuttum.
V.
her şey dönüp dolaşıp asıl sana geliyor
zamanı ellerimde tutuyorum
−ılık
yoğun
kokun beni ziyaret ediyor
buyur ediyorum
gülüşünü unutmuyorum
“hayhay” diyorum
masaya kitaplar saçılmış
bugün sigara içmiyorum
her şey dönüp dolaşıp sana geliyor.
VI.
gündüzün hayalleri
gecenin rüyaları var
uykusuzluk var
çocuklar, ağaçlar, rüzgarlar, kitaplar
var -da var
VII.
şiirler yazıyorum, aklımda
şiirler okuyorum, aklımda
yataklara gidiyorum, aklımda
çay demliyorum, hep aklımda
aklım ne büyükmüş diyorum
kalkıp bir rüyaya dalıyorum.
IX.
bir tütün dağınıklığının hayaleti
sehpanın üzerinde dolanıyor
gecenin büyüsünde bir adım sesleri
kanepem bir kişiliğe kavuşuyor
bazı hayaller nereye doğru büyümez mi?
X.
işte duyduğumuz hep o ağrı
yılların yaşamın yanı sıra
denir −denmeli
alıp veremediği olmamıştır
dünyanın ortasında salınıp durur bir acemi
kimsenin kimseyle sonuna dek
sadece yaşamak istemiştir.
25 Ağustos 2016
2 Ekim 2015 Cuma
Güvenlik Duygusu
kesinlikler güvenlidir
bir doz güvenlik duygusu kimliğin
için
sigortalar ve memurluk güvenlidir
bir doz güvenli bir zaman
yaşlılığın için
sınırlarını tanırsın diğer
insanların
sınırlarda durmak, ileriye gitmemek
güvenlidir
-ki bir doz da
iletişim için güvenlik duygusu
gerekir.
kasırgalar, fareler, hamamböcekleri
ve sevgi
olmadık yerlerden olmadık zamanlarda
ortaya çıkarak seni sarsabilirler
önlem almak güvenlidir
ayrıca bir doz güvenlik duygusu da
aynı kalabilmen için gerekir.
prezervatifler, mide ilaçları,
anti-anksiyetikler
heyecanlanan yüreğinin sana yaptığı
zorlu oyunlarla baş etmeni sağlar
ve güvenlidir.
emniyet kemerleri, şifrelenmiş
mailler, sessiz itaat
güvenlidir ve senin için,
notların, kredi notların, çalışma
notların için
bir parça güvenlik duygusu sağlar.
-ki bu güvenlik duygusu
yarın yeniden işe, okula gidebilmen
için,
konforlu evinde yatağa girebilmen
için gerekir.
ilkeler, yöntemler, alışkanlıklar
güvenlidir
talimatlar ve talimatlara uymak
güvenlidir
kurallar ve kuralları uygulamak
güvenlidir
yasalar ve yasaları çiğnememek
güvenlidir
kimlikler ve çerçeveleri güvenlidir
kimlikleri çerçeveleri
alışkanlıkları
yasaları kuralları ve talimatları
çok fazla ciddiye almak güvenlidir.
-ki böyle bir güvenlik duygusu
yaşamının öylece sürüp gitmesi için
gerekir.
seni rahatsız edeni görmezden
gelmek güvenlidir
seni tekinsiz kılanı görünmez
kılmak güvenlidir
seni huzursuzluğa iteni yokluğa
itmek güvenlidir
seni dönüşmeye zorlayanı susmaya
zorlamak güvenlidir
seni risk almaya mecbur bırakanı
uzaklaşmaya mecbur bırakmak güvenlidir
seni sevmeye
ama rahatını bozacak tekinsizliği
hissettirecek huzuruna kaçıracak
dönüşmeni gerektirecek risk almana
neden olacak şekilde sevmeye
çağırandan nefret etmek güvenlidir.
ve bu dostum,
işte bu güvenlik duygusu-
senin rahatını kolladığının, tekin
adımlar attığının, huzurla dopdolu olduğunun,
hep aynı kaldığının
hep risksiz yaşadığının işareti
olan bu duygu-
kredi borçlarını, okul
masraflarını, karnının doluluğunu,
sinema biletini, ucuz ve pis bir
barda iki adet biranı
berbat ilişkinin kararttığı
evinin kirasını sağlaman,
ödevlerini tezlerini tasarım
işlerini
vaktinde teslim etmen için gerekir.
ve yine de eğer
bundan başka bir yaşamı
düşünüyorsan
kendinden işinden okulundan
ilişkinden
pis barlardan banliyölerden ve
alışveriş merkezlerinden
etinin her gün ve her gün aynı
şekli almasından
ve öylece çürüyüp gitmesinden
penisinden vajinandan rektumundan
hep benzer bir döngüde gidip gelen
bütün organizmandan
alışkanlıklarından kurallardan
yasalardan
alışkanlık halini almış
kurallı yasal yaşamdan ve ölümlerden
bıktıysan-
işte tam da bu güvenlik duygusundan
kurtulman
sevmen ve dönüşmen gerekir.
02 Ekim 2015
20 Ocak 2015 Salı
uzun bir gündüzün gecesi (bütün uzun gündüzlerin bir gecesi vardır)
bütün uzun gündüzlerin
gecesi
kırmızı bir bota binip
karşı kıyaya geçmek isterim
ulis’e katılmak için binlerce yılın berisinde.
kuyusunda kaybolunmayan bir köy
var mıdır?
kıyısında durulunmayan
bir şehir?
şişesinde boğulunmayan
bir içki?
dostlarım,
kendimi saklamadım
ama kendim olmak da istemedim.
yürümek istedim ama
durmak hiç istemedim.
bu gece diyorum bir kırmızı bot bulsam
-şöyle küçük bir motoru olsun yeter bana-
şu karanlık denizin içinden
şu sakin, şu ılık denizin içinden
karşı kıyaya geçmeyi isterdim
bin yılların ötesine geçmek.
küçük bir tekne, karanlık deniz, yorgun bir hava, yorgun bir
beden
yığılıp kalmış anılar, zavallı karanlık melankolim,
sessiz paranoyam.
bütün uzun gündüzlerin içinde,
nice karanlık anlar vardır.
ben şiir yazmasını bilmem.
gündüzlerin kıymetini bilemem,
küçük karanlıkların yoğunluğunu…
küçük bir tekne, kırmızı
bilirsiniz nice martı dolanır bir vapurun
rüzgarının peşi sıra.
nicedir gidilmemiş bir kıyının sessizliğinde
nice özlem birikir
her uzun günün gecesi.
dostlarım,
ben demek de istemiyorum artık.
martılar,
bir tekne, kırmızı,
kara bir deniz
bir kıyı karşıda
bir de motor sesi.
20 Ocak 2015
29 Ekim 2013 Salı
Bir Mesafe, Bir Yaşam
29 Ekim 2013
bu yola giriyorum
bu yol çok uzun annem bu yol çok uzun güzelim
düz değil hiçbir şey değil öyle veya böyle
kendimle seni değiştiriyorum
kadim yaralarımda seni deşiyorum seni anıyorum seni yazıyorum
seni bırakıyorum
yola düşüyorum
bu: yol.
bana çocuklarını saysana bana şarkılarını söyle
küçük hatıralarını biriktir benden uzakta.
bazen kesişiyoruz. bazen.
20 Ekim 2013 Pazar
Kendi Tarzında Unutmak
20 Ekim 13
ben kendimi kendi tarzımda hasta ediyorum
hepimiz her gün
kendi tarzımızda-
sakince.
bu tuhaf bir uyuşukluk duygusu,
gürültülü bir hastalık değil
belki bir kanser
yayıldığını bile söyleyemeyeceğin
sessizce zehirliyor.
bir duyguyu söylemenin
binlerce tarzından biri
10 Şubat 2013 Pazar
Hüzünlü Küçük Kışlar
“biz hepimiz, kabilelerle, bitkilerle
ve hayvanlarla dolu birer çölüz.”
Gilles Deleuze
şimdi burada duruyorum
yorgunluk, tadına baktığım bütün bu çiğ-
şimdi burada duruyorum
dururken metrelerce-nanometrik yürümeyi öğrendim.
yağmur olukları, bir küçük kedi ıslak
tüyleri siyah-sarı
bazen burada durup bakıyorum: bütün yollar bitişir
[sarılık çocukları,
kabakulak mikrobu, doktor elbiseli adamlar
biz hepimiz aşıya
giden küçük evcil hayvanlarız, beyaz elbiseler vardır
bütün koridorlar kara]
bazen sağ elimi kesiyorum,
çıkartıp aynayı çakmak için
bütün bu hüzünlü küçük kışlar.
babamın ferdi tayfur bıyıkları
var,
televizyon sadece kötü
şarkıları için yapılmış
üçüncü sınıf hüzünlü
filmler oynatıyor
bir otrivine burun
spreyi, mentollü düşüyor masadan.
sana bütün kollarımla geldim,
onlardan kurtulmak istiyorum.
bazı ayaklarımı karanlıkta bitiştirmeyi öğrendim;
“look my eyes just
holograms”.
her zaman görmek istediğinden çok daha parlak nesne-vardır.
bazı gözlerimi televizyon ekranı yaptım.
şimdi buradayım.
kapının arkasında hiçbitmeyecekmişgibigelen o tüketilmiş
günün kenarında
sana bütün kollarımla geldim;
bütün bu hüzünlü küçük kış.
11 Şubat 2013
Oğuz Karayemiş
25 Ocak 2013 Cuma
Kesikli Yolculuk
"Erbarme dich, mein Gott."
J. S. Bach
evlerin damları, kırık pencereler
kelebekler
“ve” demenin sonsuz farklı yolu.
ışıklar içinde bir çöp ev-küçük azılı organları sarkar-
bir kadın, bir çorap, bir ölüm
ve gasp.
sokak arşınlayan fahişeler,
kadınlar, erkekler, translar
yorgunbirgünveyorgunbiryüzle
evlerine dönen çıraklar, ücretsiz işlerin
artıkları-asistanlar
keşfedilmiş bir deniz, keşfedilmemiş bir çamur birikintisi.
ayaklar,
tempo tutan, tempo
bozan,
adımlar
hiç yere, son kez
sonsuz kez.
bütün çocuklar odalarında
ağladılar. kırmızı bir duvar halısı
kürt işlemeli yolluklar, kilimler
“ve sonra” demenin sonsuz yolu.
beni dilimden kurtar,
bozuk konuşmak. parçalı lisan ve ölümcül kaçış,
beni elimden kurtar,
eksik organ, ölümcül kaplama
beni gözümden kurtar,
bütüncül görü, imgenin işgali
beni erilliğimden kurtar,
duygulanımların kapanması, şiddet ve acı.
bak ben dümdüz bir hacimsiz bedenim
şimdi bütün mavilikleri, kırmızılara bağlıyorum.
25 Ocak 2013
31 Temmuz 2012 Salı
Bir Hristiyan Ölmek
[Anafor Dergi'nin Ekim 2012 tarihli 3. sayısında aynen yayınlanmıştır.
"Bırakın yavaş yavaş gözden yitsin; daha koyu, ilerledikçe daha koyu.
"Bırakın yavaş yavaş gözden yitsin; daha koyu, ilerledikçe daha koyu.
İşte burası bir yaratığın gizlendiği yer olabilir:
Ufak bir tavşanın yaşayabileceği, karanlık ve sessiz bir köşe…"
Bob Ross
I. Vakıa
elbet sıkıl-
ağzını boyayan topraksı bir kan
dizi
öbek öbek sıyrık papaz ölü.
not kağıtları tıkıştırılan cepleri
dolu bir pantolon askısı-gergin bir
yay uzamı
boyunca koca bir küre
ne büyük bir küre.
(sokak satıcıları, simitçiler, kapı
ağzı dedikodu esnafı)
şiir yazamayan eksik bir halk.
-manastırlar kapandığında terk
etmişti
papaz efendi,
babadan köşkünü;
kapısında bir birinci cumhuriyet
zinciri asılıdır-
bütün elleri tutun be canım!
her yanından sarkan organlı bu
beden
biraz da iletişimsizlikten ölür.
[bavulu kapalı bir kutu…]
kapalı bir kutu gibi bir bavula
içrek kaç sinek kaydı
papaz efendi tıraşı kaçırdı
yokluğu boyunca çalışan bir
berber çırağı:
şimdi asla bilemeyecek
yüzüstü yatan bir hristiyan olmak
ne demektir.
II. Fenomenoloji
bir mutfak kurusu
tahta dolapları kurcalar durur mu
hala,
yıkıntı bir çocukluğun silik
anıları arasında?
anneanne,
yüzüstü yatan bir ermeni ölmek
ne demektir,
ikinci cumhuriyetin müslüman
tokikondularında?
28 Temmuz '12
Etiketler:
bir hristiyan ölmek,
cinayet,
cumhuriyet,
dink,
ermeni,
hrant,
hrant dink,
hristiyan,
ölmek,
papaz,
Şiir,
Şiirler
23 Mart 2012 Cuma
Hilmi Bey’in Acaip Cuma Gecesi
duman yavaşça yayılıyor
kanımızın son damlası bu
ölerek savaşıyoruz, yaşamla
-bütün bisikletleri maviye boyadık.
lastikleri dikkatle değiştiriyoruz,
ellerimiz kirli ve yara-bere
içinde küçük gezegenlerin geçtiği bir mavi küre.
keşke deniz akıyor olsa
kırmızı ışıklar yansıyor
dümdüz uzun bir ışık demeti.
kanımızın son damlası bu
ölerek savaşıyoruz, yaşamla
-bütün bisikletleri maviye boyadık.
lastikleri dikkatle değiştiriyoruz,
ellerimiz kirli ve yara-bere
içinde küçük gezegenlerin geçtiği bir mavi küre.
keşke deniz akıyor olsa
kırmızı ışıklar yansıyor
dümdüz uzun bir ışık demeti.
3 Şubat 2012 Cuma
T(a)(ı)n/ım/lamalar
I.
Dış-
topun oynandığı yer
İç-
durgunluk-uzamı:
geliş-gidişler arası
kırkbeşd[akikad]urgun[luk].
II.
Dış-
Beden'in durduğu yer,
hesap edilemez hata eşiği.
Dış-
topun oynandığı yer
İç-
durgunluk-uzamı:
geliş-gidişler arası
kırkbeşd[akikad]urgun[luk].
II.
Dış-
Beden'in durduğu yer,
hesap edilemez hata eşiği.
Etiketler:
Şiir,
Şiirler,
tanımlamalar,
tınlamalar
7 Ocak 2012 Cumartesi
Ulular ve Dereler veya Kırmızı-Kere-Kırmızı Şiir
ebedi bir kurşuni gök yüzüne mahkum
edilmiş sınır üstünde kaçan
akşamüstü,
haklarımdan vazgeçiyorum
parçalarım ben
onlarca makine-parça.
yazıyorum işte,
m
a
h
v
olmuşluk sızıyor, yıkıntı ve
köksüz, uçsuz bir orta
edilmiş sınır üstünde kaçan
akşamüstü,
haklarımdan vazgeçiyorum
parçalarım ben
onlarca makine-parça.
yazıyorum işte,
m
a
h
v
olmuşluk sızıyor, yıkıntı ve
köksüz, uçsuz bir orta
7 Eylül 2011 Çarşamba
Kolpalık Çözümlemeleri in Bb
I.
dilime doladığım şu ölüm ki,
bilemezsin nasıl sarar insanı
duyduğunu-hissettiğini-anladığını
sanırsın.
II.
kırmızıyı dillendiriyorum
ne zaman viskiyi fazla kaçırsam
)ben burjuva huylu bir fakirim(
vakıadır; yazılsın.
III.
öylece oturup beklemek
b
e
k
l
emek ve yorgunluk;
haddizatında her şey dağılabilir,
kim alınırsa alınsın.
IV.
kendi otobiyografimi yazıyorum.
el-
imde değildir
mavi derdim değildir, anlaşılsın.
V.
her-şey-biraz-acıklı olmakla
her şey acıklı olmuyor malum,
ağlanırsa -ki insan acıyla malul-;
ağlansın.
Epilogue
bir şiir-bir şiir-bir şiir
bir şiir değildir her zaman,
kurcalanmasın.
07 Eylül 11
dilime doladığım şu ölüm ki,
bilemezsin nasıl sarar insanı
duyduğunu-hissettiğini-anladığını
sanırsın.
II.
kırmızıyı dillendiriyorum
ne zaman viskiyi fazla kaçırsam
)ben burjuva huylu bir fakirim(
vakıadır; yazılsın.
III.
öylece oturup beklemek
b
e
k
l
emek ve yorgunluk;
haddizatında her şey dağılabilir,
kim alınırsa alınsın.
IV.
kendi otobiyografimi yazıyorum.
el-
imde değildir
mavi derdim değildir, anlaşılsın.
V.
her-şey-biraz-acıklı olmakla
her şey acıklı olmuyor malum,
ağlanırsa -ki insan acıyla malul-;
ağlansın.
Epilogue
bir şiir-bir şiir-bir şiir
bir şiir değildir her zaman,
kurcalanmasın.
07 Eylül 11
Etiketler:
Bb,
çözümlemeleri,
Kolpalık,
Şiir,
Şiirler
25 Temmuz 2011 Pazartesi
Ham Okunan Şiir
kırık hayallerimin bohçası
akşamüstü alacası
ve dalgalanması
saçlarının-rengarenk gökkuşakları
her teli ayrı bir renk
her rengin şehveti ayrı.
)trenler geliyor hiç yoktan aklıma
sıfırdan kelimeler/durgun bulutlar/sarı güneşler(
düşler uzanıyor ayaklarımın önünde
mavi, sarı
ve yeşil karışımları:
nerede düştük de kanattık avuçlarımızı?
suyuna bulandığımız bu toprak ve
şiirlerinde boğulduğumuz ağaçları
ve yalnızlıkları, gökyüzünün altında-
evleri-sokakları ve sinemaları
neye bürünse aynı hantallık
nasıl söylense, ölümler aynı.
dökme kurşun ve hayır duaları;
sadaka servislerinde kaybolup giden çocukları.
dilencisiyim ellerinin-hayatlarının
kuşu, ruhu ve kanatları
elişi tezgahlarından, işportalardan
doldurdum torbalarımı
kelimelerle
notalar ve renklerle;
bir koşu yolu uzak
bir koşu yolu yakın
bir yürüyüş mesafesi duacı.
söylenecek sözler diz boyu kar
bütün şiirler hüzün
bütün hikayeler hüsran
bütün yollar kapalı.
elimi uzatsam,
parmak uçlarıma dokunur musun?
25 Temmuz 11
akşamüstü alacası
ve dalgalanması
saçlarının-rengarenk gökkuşakları
her teli ayrı bir renk
her rengin şehveti ayrı.
)trenler geliyor hiç yoktan aklıma
sıfırdan kelimeler/durgun bulutlar/sarı güneşler(
düşler uzanıyor ayaklarımın önünde
mavi, sarı
ve yeşil karışımları:
nerede düştük de kanattık avuçlarımızı?
suyuna bulandığımız bu toprak ve
şiirlerinde boğulduğumuz ağaçları
ve yalnızlıkları, gökyüzünün altında-
evleri-sokakları ve sinemaları
neye bürünse aynı hantallık
nasıl söylense, ölümler aynı.
dökme kurşun ve hayır duaları;
sadaka servislerinde kaybolup giden çocukları.
dilencisiyim ellerinin-hayatlarının
kuşu, ruhu ve kanatları
elişi tezgahlarından, işportalardan
doldurdum torbalarımı
kelimelerle
notalar ve renklerle;
bir koşu yolu uzak
bir koşu yolu yakın
bir yürüyüş mesafesi duacı.
söylenecek sözler diz boyu kar
bütün şiirler hüzün
bütün hikayeler hüsran
bütün yollar kapalı.
elimi uzatsam,
parmak uçlarıma dokunur musun?
25 Temmuz 11
23 Temmuz 2011 Cumartesi
Telaşlı Caz
Can Tural'a...
1.
viskimiz bitmiş
caz dedikçe ben
kırmızı batıyor güneş
viski diyorum-şişe boşalmış.
çocuk,
derdin günün çocuk
o değil, bu değil, şu değil;
evrimin doğal neticesi:
ateş-yanık et ve kırmızı.
postal nedir?
2.
h
ah
ayt! diye gülerdik
çingene olsaydık;
olamadık ayrı mevzu.
sahi senin boyun neden uzun
benimkisi neden kısa?
ayrıca-evvelâ-ve lâkin
çocuklar neden kırmızı?
3.
adım atarken ayağı takılmaya meyyal
iki erkeğiz şunun şurasında.
ben maviyi karmaşık severim,
hüznü de caz formunda;
zaten hepimiz
biraz toprak kokmaz mıyız:
ölüm nedir haddizatında?
23 Temmuz 11
1.
viskimiz bitmiş
caz dedikçe ben
kırmızı batıyor güneş
viski diyorum-şişe boşalmış.
çocuk,
derdin günün çocuk
o değil, bu değil, şu değil;
evrimin doğal neticesi:
ateş-yanık et ve kırmızı.
postal nedir?
2.
h
ah
ayt! diye gülerdik
çingene olsaydık;
olamadık ayrı mevzu.
sahi senin boyun neden uzun
benimkisi neden kısa?
ayrıca-evvelâ-ve lâkin
çocuklar neden kırmızı?
3.
adım atarken ayağı takılmaya meyyal
iki erkeğiz şunun şurasında.
ben maviyi karmaşık severim,
hüznü de caz formunda;
zaten hepimiz
biraz toprak kokmaz mıyız:
ölüm nedir haddizatında?
23 Temmuz 11
Yâd
ne söyleyebiliyorum ki hakkınızda
ama ne söyleyebiliyorum ki-
bir zahmet tutuşunuz el ele
vuracaksanız öldürünüz daha iyi.
bıçkın denizci
yiğit denizci
be aslanım denizci;
sesimi al da taşı uzaklara
bir geminin en süssüz güvertesinde
lodos kuşları-poyraz kuşları arası
iki kelime bir seda arası
bir sevda anısı
bir kuş palazı-ölüm incisi
düş ağrısı-
de be yiğidim kamarot:
"bu yollar var ya bu yollar
ufukta ıssızlık-masmavilik
arkamda yalnızlık."
sesimi al da uzaklara taşı.
kurulu bir zaman oturduk
kumsalın en serin ucunda
ışık saydık demet demet
sıcak kumdan hayaller vardır
öyle parlak, dolu dolu, capcanlı
kırmızıya boyar göğümüzü;
hakkınızda ne söyleyebilirim ki
ne anlatabilirim?
tutuşunuz el ele, vuracaksanız
öldürünüz daha iyi.
25 Mayıs 11
ama ne söyleyebiliyorum ki-
bir zahmet tutuşunuz el ele
vuracaksanız öldürünüz daha iyi.
bıçkın denizci
yiğit denizci
be aslanım denizci;
sesimi al da taşı uzaklara
bir geminin en süssüz güvertesinde
lodos kuşları-poyraz kuşları arası
iki kelime bir seda arası
bir sevda anısı
bir kuş palazı-ölüm incisi
düş ağrısı-
de be yiğidim kamarot:
"bu yollar var ya bu yollar
ufukta ıssızlık-masmavilik
arkamda yalnızlık."
sesimi al da uzaklara taşı.
kurulu bir zaman oturduk
kumsalın en serin ucunda
ışık saydık demet demet
sıcak kumdan hayaller vardır
öyle parlak, dolu dolu, capcanlı
kırmızıya boyar göğümüzü;
hakkınızda ne söyleyebilirim ki
ne anlatabilirim?
tutuşunuz el ele, vuracaksanız
öldürünüz daha iyi.
25 Mayıs 11
21 Temmuz 2011 Perşembe
Schindler'in Istırabı ya da Doğmayan Günlere Ağıt
"Auschwitz'den sonra şiir yazmak barbacadır."
Theodor W. Adorno
karanlık gecelerin en dibinde
insan kalabalıklarının
kamyonların, otobüslerin, sürgünlerin
ve sürgün taşıtlarının-
en derininde
odalar, yapılar, mağaralar dolusu insan
ve katilin ismi;
insanların umutlarını anlıyorum.
hepimiz hissetmedik mi?
h
i
s
s
etmedik mi içimizdeki
canavarı?
yaşam-işte adını sen koy/hangi çocuk ağlasın/hangi çocuk büyüsün
karar vermedik mi?-
]acılar[bir kış günü gibi, karın ince ince serpiştirdiği
umutsuzca soğuk bir kış günü
{en derinimde
bir dayım vardı benim
sakattı/arabası vardı
dilenciydi, kış günü}
ağlıyorsam eğer
engelleyemiyorsam kendimi
affedin beni
neyi gördüm oldum olası:
bir çocuk gördüm
ne yaşadım ki?
ne bedel ödedim
ağlıyorsam eğer
unutun beni;
bir kış günü gibi
tüm çocuklar/elele tutuşsa/ve ağıt yaksa/şu yaşlı ruhlarımızı-dünyamızı/arındırabilirler mi?
)şimdi neyin iyi olduğunu ben de unuttum,
ben hiç katil olmadım
sen hiç katil olmadın
ben uçak kullanmayı bile bilmem(
kabuslarımda beni ziyaret eden çocuklar
şiirlerimde beni adım-adım izleyen çocuklar
yalvarırım gözlerime bakın,
öyle yıldız dolu ki gözleriniz,
ben de
belki arınırım,
yalvarırım.
19 Haziran 11
Etiketler:
Nazizm,
Schindler,
Şiir,
Şiirler,
Yahudi Soykırımı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



