Meggie Smith
Çeviren: Oğuz ş.
Hayat kısa, ancak bunu çocuklarımdan saklıyorum.
Hayat kısa
ve ben kendiminkini kısaltıyorum
binbir leziz, ihtiyatsız yolla
leziz bir şekilde ihtiyatsız binbir yolla
bunu çocuklarımdan saklayacağım. Dünya
en az yarı yarıya korkunç ve bu tutucu bir tahmin,
ancak saklıyorum bunu çocuklarımdan.
Her kuşa karşılık kuşa atılan bir taş var.
Her sevilen çocuğa karşılık, kırılmış, terk edilmiş,
gölün dibini boylamış bir çocuk. Hayat kısa ve dünya
en az yarı yarıya korkunç, her nazik yabancıya
karşılık, seni kıracak biri var,
ancak saklıyorum bunu çocuklarımdan. Onlara
dünyayı yutturmaya çalışıyorum. Gerçek
bir bok çukurunu gösterip, sağlam iskelet hakkında
cırıldayan bir emlakçı gibi: Burası güzel olabilir,
değil mi? Burayı güzel kılabilirsin.
Şiirler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şiirler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
16 Ağustos 2019 Cuma
30 Mart 2019 Cumartesi
Solucanların Şarkısı
Margaret Atwood
Çeviren: Oğuz ş.
Yer altındaydık uzun müddet,
işimizi yapıyorduk,
biz, çok ve bir olanlar,
hatırlar gibiyiz insan olduğumuzu.
Yaşıyorduk köklerin, taşların arasında,
şarkı söylüyorduk ama dinleyenimiz yoktu,
yalnızca geceleri
sevmek için açık havaya çıkıyorduk,
ki sevgi tiksinir
postalların tabanlarından,
onların deri, sofu inançlarından.
Biliriz bir postal neye benzer
gördüğümüzden onu en altından,
postalların felsefesini biliriz,
onların tekme ve tepinme metafiziğini.
Postallardan korkarız,
fakat küçümseriz postala gereksinen ayağı.
Yakında her yeri yabani otlar gibi
ama yavaşça istila edeceğiz;
esir bitkiler bizimle
ayaklanacak, çitler yıkılacak,
tuğla duvarlar sarsılıp çökecek,
ve artık postallar olmayacak.
O esnada toprak yiyor
ve uyuyoruz; bekliyoruz
ayaklarınızın altında.
Hücum! diye haykırdığımızda
hiçbir şey duymayacaksınız
başlarda.
Çeviren: Oğuz ş.
Yer altındaydık uzun müddet,
işimizi yapıyorduk,
biz, çok ve bir olanlar,
hatırlar gibiyiz insan olduğumuzu.
Yaşıyorduk köklerin, taşların arasında,
şarkı söylüyorduk ama dinleyenimiz yoktu,
yalnızca geceleri
sevmek için açık havaya çıkıyorduk,
ki sevgi tiksinir
postalların tabanlarından,
onların deri, sofu inançlarından.
Biliriz bir postal neye benzer
gördüğümüzden onu en altından,
postalların felsefesini biliriz,
onların tekme ve tepinme metafiziğini.
Postallardan korkarız,
fakat küçümseriz postala gereksinen ayağı.
Yakında her yeri yabani otlar gibi
ama yavaşça istila edeceğiz;
esir bitkiler bizimle
ayaklanacak, çitler yıkılacak,
tuğla duvarlar sarsılıp çökecek,
ve artık postallar olmayacak.
O esnada toprak yiyor
ve uyuyoruz; bekliyoruz
ayaklarınızın altında.
Hücum! diye haykırdığımızda
hiçbir şey duymayacaksınız
başlarda.
13 Ocak 2019 Pazar
Richard İçin Son Bir Şiir
Sandra Cisneros
Çeviren: Oğuz ş.*
24 Aralık ve sona geldik yeniden.
Bu sefer geri dönmemek üzere, biliyorum zira
seni kovmadım - ve yine de el salladık.
Ayakkabılar yok. Kızgın kapılar da.
Kıyafetleri katladık ve ayrı
yollara gittik.
Beğendiğim ince yün kazağını ardında
bırakmışsın ama diş fırçanı almayı akıl
etmişsin. Bu gece neredesin?
Richard, yeniden yılbaşı arifesindeyiz
ve eski hayaletler doluşuyor eve.
Yılbaşı ağacının kıyısında oturuyor
ve neyi yanlış yaptığımızı merak ediyorum.
Tamam, çalışmadık, ve bütün
anılar güzel değil doğrusunu söylemek gerekirse.
Fakat güzel zamanlarımız da oldu.
Aşk güzeldi. Yanımda çarpık uyuyuşunu
sevdim ve hiç korkulu düş görmedim.
Yıldızlar olmalı
bizimki gibi büyük savaşlar için. Ödüller
ve bir yığın şampanya olmalı hayatta kalanlar için.
Onca yıllık alçalmadan,
beceriksiz tatil girişimlerinden sonra,
acıyı abideleştirecek bir şey olmalı.
Birgün büyük Brezilya faciasını unutacağız.
O güne kadar, Richard, iyi olmanı dilerim.
Gönül maceralarını ve bol sıcak suyu sevmeni dilerim,
ve sana benden daha iyi davranacak birini.
Şimdi unuttum nedenini, ama sevmiştim seni bir zaman,
hatırlıyor musun?
Belki de bu mevsimde, sarhoş
ve duygusal, bir parçamın delirmiş ve
intihara meyilli olduğunu kabule razıyım,
anarşi için yaşlıca, hâlâ aşığım.
Çeviren: Oğuz ş.*
24 Aralık ve sona geldik yeniden.
Bu sefer geri dönmemek üzere, biliyorum zira
seni kovmadım - ve yine de el salladık.
Ayakkabılar yok. Kızgın kapılar da.
Kıyafetleri katladık ve ayrı
yollara gittik.
Beğendiğim ince yün kazağını ardında
bırakmışsın ama diş fırçanı almayı akıl
etmişsin. Bu gece neredesin?
Richard, yeniden yılbaşı arifesindeyiz
ve eski hayaletler doluşuyor eve.
Yılbaşı ağacının kıyısında oturuyor
ve neyi yanlış yaptığımızı merak ediyorum.
Tamam, çalışmadık, ve bütün
anılar güzel değil doğrusunu söylemek gerekirse.
Fakat güzel zamanlarımız da oldu.
Aşk güzeldi. Yanımda çarpık uyuyuşunu
sevdim ve hiç korkulu düş görmedim.
Yıldızlar olmalı
bizimki gibi büyük savaşlar için. Ödüller
ve bir yığın şampanya olmalı hayatta kalanlar için.
Onca yıllık alçalmadan,
beceriksiz tatil girişimlerinden sonra,
acıyı abideleştirecek bir şey olmalı.
Birgün büyük Brezilya faciasını unutacağız.
O güne kadar, Richard, iyi olmanı dilerim.
Gönül maceralarını ve bol sıcak suyu sevmeni dilerim,
ve sana benden daha iyi davranacak birini.
Şimdi unuttum nedenini, ama sevmiştim seni bir zaman,
hatırlıyor musun?
Belki de bu mevsimde, sarhoş
ve duygusal, bir parçamın delirmiş ve
intihara meyilli olduğunu kabule razıyım,
anarşi için yaşlıca, hâlâ aşığım.
*Tercümenin "Tamam, çalışmadık..." diye başlayan ikinci kıtası ile, üçüncü dizenin "...savaşlar için" diye biten ilk cümlesi, onu Junot Diaz'ın Ve Onu İşte Böyle Kaybedersin kitabındaki epigraf vesilesiyle tercüme eden Avi Pardo'ya aittir. Ben şiiri o tercümeden sevdiğim için olduğu gibi kendi tercümeme aldım.
20 Şubat 2018 Salı
Sabah, İmparatorluğu Düşünürken
Raymond Carver
Çeviren: Oğuz ş.
Dudaklarımızı fincanların mineli kenarlarına bastırıyoruz
ve biliyoruz kahvenin üzerinde yüzen bu yağın
bir gün kalplerimizi durduracağını. Gözler ile parmaklar
düşüyor gümüş olmayan gümüş takımının üzerine. Pencerenin dışında,
dalgalar dövüyor eski şehrin ufalanmış duvarlarını.
Ellerin kalkıyor kaba masa örtüsünden
sanki bir kehanette bulunacak gibi. Dudakların titriyor...
Lanet olsun gelecek demek istiyorum.
Geleceğimiz öğleden sonranın derinlerine uzanıyor.
Bir araba ve sürücüyle dar bir sokak bu,
bize bakan ve tereddüt eden sürücü
sonra kafasını sallıyor. O esnada,
güzel bir Leghorn yumurtası kırıyorum soğukkanlılıkla.
Gözlerin buğulanıyor. Bana sırtını dönüyor,
deniz kıyısındaki damlara bakıyorsun.
Sinekler bile kıpırdamıyor.
Diğer yumurtayı da kırıyorum.
Birbirimizi azalttığımız kesin.
Çeviren: Oğuz ş.
Dudaklarımızı fincanların mineli kenarlarına bastırıyoruz
ve biliyoruz kahvenin üzerinde yüzen bu yağın
bir gün kalplerimizi durduracağını. Gözler ile parmaklar
düşüyor gümüş olmayan gümüş takımının üzerine. Pencerenin dışında,
dalgalar dövüyor eski şehrin ufalanmış duvarlarını.
Ellerin kalkıyor kaba masa örtüsünden
sanki bir kehanette bulunacak gibi. Dudakların titriyor...
Lanet olsun gelecek demek istiyorum.
Geleceğimiz öğleden sonranın derinlerine uzanıyor.
Bir araba ve sürücüyle dar bir sokak bu,
bize bakan ve tereddüt eden sürücü
sonra kafasını sallıyor. O esnada,
güzel bir Leghorn yumurtası kırıyorum soğukkanlılıkla.
Gözlerin buğulanıyor. Bana sırtını dönüyor,
deniz kıyısındaki damlara bakıyorsun.
Sinekler bile kıpırdamıyor.
Diğer yumurtayı da kırıyorum.
Birbirimizi azalttığımız kesin.
24 Ağustos 2016 Çarşamba
Salınıp Durur Bir Acemi
![]() |
| Henri Michaux |
I.
seninle koca koca çocuklara
uçurtmalar dağıtırız
dağıtmışızdır da bir kırın alaca
rüyası
görünür bölünmüş gecelerimize.
II.
yolları sarsacak mıdır yeniden
bir kedi mırıltısı bir sıcak
bunaltısı
ben sana hangi sokaklardan geçip
geleyim.
III.
çokça lakırdı
her yanında duyulan
ne karasın sen ayların içinde
bulutların dağılmaz mı?
sen bana hangi sokaklardan geçip
gel.
IV.
şimdi yaşını başını almış bir
simsar
yaşıyor bir denizin berisinde
satmaktan sert kayalara ruhunu
bir kitap yazdırıvermiş diyorlar
yaşamının olmazlarından.
seni tanıyordum
seni unuttum.
V.
her şey dönüp dolaşıp asıl sana geliyor
zamanı ellerimde tutuyorum
−ılık
yoğun
kokun beni ziyaret ediyor
buyur ediyorum
gülüşünü unutmuyorum
“hayhay” diyorum
masaya kitaplar saçılmış
bugün sigara içmiyorum
her şey dönüp dolaşıp sana geliyor.
VI.
gündüzün hayalleri
gecenin rüyaları var
uykusuzluk var
çocuklar, ağaçlar, rüzgarlar, kitaplar
var -da var
VII.
şiirler yazıyorum, aklımda
şiirler okuyorum, aklımda
yataklara gidiyorum, aklımda
çay demliyorum, hep aklımda
aklım ne büyükmüş diyorum
kalkıp bir rüyaya dalıyorum.
IX.
bir tütün dağınıklığının hayaleti
sehpanın üzerinde dolanıyor
gecenin büyüsünde bir adım sesleri
kanepem bir kişiliğe kavuşuyor
bazı hayaller nereye doğru büyümez mi?
X.
işte duyduğumuz hep o ağrı
yılların yaşamın yanı sıra
denir −denmeli
alıp veremediği olmamıştır
dünyanın ortasında salınıp durur bir acemi
kimsenin kimseyle sonuna dek
sadece yaşamak istemiştir.
25 Ağustos 2016
2 Mayıs 2016 Pazartesi
ş.’nin Aşk Şiiri
tuttum sevdiklerimi
dedim buyrun oturun karşıma
getir dostum bir kadeh daha
sarıldım sıkıca
seni seviyorum dedim
eğilip tek tek kulaklarına.
ah dostum
hep geçmişim aşina yollardan
kollamış durmuşum zavallı benliğimi
ah diyorum
zavallı benliğim
ne çürük şeysin.
mendilci çocuklara güzel hayaller anlatıyorum
bir görsen beni
ne kadar neşeliyim
ne kadar hayat doluyum
nabzım gözlerimde atıyor
−kedileri
okşuyorum
köpeklere marketlerden mama çalıp
−avucumda
veriyorum.
çiçekler aldım ne güzel
çorbalar yaptım
dolaba kaldırdım
gelenlere veririm diye.
başka bir insan oluyorum
bir görsen
öylece akıp giden
şu acımasız ve soğuk zamanı
metanetle sırtlıyorum.
biliyorum, diyorum
yarım yamalaktım
ve hep yarım yamalak olacağım
ama ne güzelmiş
−diyorum
bildiğim yörüngeleri
titreyerek terk etmek.
titreyen bedenim
yaşamayı hissediyor
belki sonsuz konforlu
alışkanlıklarla örülü
vasat ömründen beri
ilk defa.
bakın diyorum
çocuklar kediler köpekler
dostlarım
sizi kırmışımdır şımarık
tavırlarımla
affedin beni
ya da mahkum edin
ama bilin sevdim sizi
dünyanın ortasında
bir ağacın gölgesine sığınarak
yalancı korunaklara
gizledim kendimi.
alın diyorum her bir parçam
bunlar ve şunlardır
alın sizin olayım
ben zaten en çok kendimden sıkılırım
bunlar, diyorum
parmaklarım
bunlar ellerim ayaklarım
bunlar saçlarımdır
bunlarsa acılarım
ağır geliyorsa koyun bir kenara
bakın sıradaki hayallerim
kırılanları ayıklayın,
paylaştıklarımız bize kalsın.
03 Mayıs 2016
13 Şubat 2016 Cumartesi
Yol Üzerine Deme
yol,
daima aştığımız yoldur.
-tozu yine de sinmiştir, taşırız
paçalarımızda, yaralarımızda
umutsuzluğumuzda.
yol,
daima yürümekte olduğumuzdur
-adımımız bir adım geriden gelir
arka ayak ön ayak sarkık kollar
güneşten yanmış yüz
yine de sürükleriz kendimizi.
yol çünkü,
daima kendisini dayatmaktadır
itekler, acıtır, bazen
güldürür bazen -ve çoğu zaman
ne olduğunu bile anlayamadan yürümüşüzdür.
yol zira daima aşılacak yoldur
yolcu asla yolu seçemez
yoldur yolcusunu seçen
yolcuyu yolcu yapar yol.
ve yol
-ki yoldan başka bir şey yoktur-
vardır
yıldızlı yazlar, yağmurlu
karlı kışlar boyunca uzanır
ömürleri kat eder,
onları ömür haline getirir
-ya da bitirir.
ama yol
tükenmez.
14.02.2016/Saat 05:50
2 Ekim 2015 Cuma
Güvenlik Duygusu
kesinlikler güvenlidir
bir doz güvenlik duygusu kimliğin
için
sigortalar ve memurluk güvenlidir
bir doz güvenli bir zaman
yaşlılığın için
sınırlarını tanırsın diğer
insanların
sınırlarda durmak, ileriye gitmemek
güvenlidir
-ki bir doz da
iletişim için güvenlik duygusu
gerekir.
kasırgalar, fareler, hamamböcekleri
ve sevgi
olmadık yerlerden olmadık zamanlarda
ortaya çıkarak seni sarsabilirler
önlem almak güvenlidir
ayrıca bir doz güvenlik duygusu da
aynı kalabilmen için gerekir.
prezervatifler, mide ilaçları,
anti-anksiyetikler
heyecanlanan yüreğinin sana yaptığı
zorlu oyunlarla baş etmeni sağlar
ve güvenlidir.
emniyet kemerleri, şifrelenmiş
mailler, sessiz itaat
güvenlidir ve senin için,
notların, kredi notların, çalışma
notların için
bir parça güvenlik duygusu sağlar.
-ki bu güvenlik duygusu
yarın yeniden işe, okula gidebilmen
için,
konforlu evinde yatağa girebilmen
için gerekir.
ilkeler, yöntemler, alışkanlıklar
güvenlidir
talimatlar ve talimatlara uymak
güvenlidir
kurallar ve kuralları uygulamak
güvenlidir
yasalar ve yasaları çiğnememek
güvenlidir
kimlikler ve çerçeveleri güvenlidir
kimlikleri çerçeveleri
alışkanlıkları
yasaları kuralları ve talimatları
çok fazla ciddiye almak güvenlidir.
-ki böyle bir güvenlik duygusu
yaşamının öylece sürüp gitmesi için
gerekir.
seni rahatsız edeni görmezden
gelmek güvenlidir
seni tekinsiz kılanı görünmez
kılmak güvenlidir
seni huzursuzluğa iteni yokluğa
itmek güvenlidir
seni dönüşmeye zorlayanı susmaya
zorlamak güvenlidir
seni risk almaya mecbur bırakanı
uzaklaşmaya mecbur bırakmak güvenlidir
seni sevmeye
ama rahatını bozacak tekinsizliği
hissettirecek huzuruna kaçıracak
dönüşmeni gerektirecek risk almana
neden olacak şekilde sevmeye
çağırandan nefret etmek güvenlidir.
ve bu dostum,
işte bu güvenlik duygusu-
senin rahatını kolladığının, tekin
adımlar attığının, huzurla dopdolu olduğunun,
hep aynı kaldığının
hep risksiz yaşadığının işareti
olan bu duygu-
kredi borçlarını, okul
masraflarını, karnının doluluğunu,
sinema biletini, ucuz ve pis bir
barda iki adet biranı
berbat ilişkinin kararttığı
evinin kirasını sağlaman,
ödevlerini tezlerini tasarım
işlerini
vaktinde teslim etmen için gerekir.
ve yine de eğer
bundan başka bir yaşamı
düşünüyorsan
kendinden işinden okulundan
ilişkinden
pis barlardan banliyölerden ve
alışveriş merkezlerinden
etinin her gün ve her gün aynı
şekli almasından
ve öylece çürüyüp gitmesinden
penisinden vajinandan rektumundan
hep benzer bir döngüde gidip gelen
bütün organizmandan
alışkanlıklarından kurallardan
yasalardan
alışkanlık halini almış
kurallı yasal yaşamdan ve ölümlerden
bıktıysan-
işte tam da bu güvenlik duygusundan
kurtulman
sevmen ve dönüşmen gerekir.
02 Ekim 2015
15 Temmuz 2015 Çarşamba
lütfen hareket halindeyken kapılara yaslanmayınız
E. ile Ö.'ye
bölge,
saçılmış hurda konteynırlar kim
bilir hangi ihracattan
batma yığınlar halinde durur
ağaçlı yolun bir yanı çelik raylar,
bir yanı sarı tarlalar.
sanayi,
eskiden kalma fabrikalar çürümüş
sac artıkları açılan duvarlar
üzerinde çelik beton yığınları
haşmetle yükselir
teneke yoksulluk ile içi boş varsıllığın
uyumsuz görüntüleri
zihninizi bir anda işgal eder.
araba mezarlarında saçılmış metal
bağırsakları
dingil aks ve dişlileri
çoktan kemirmiştir yaşlı kurt
tamirciler
modern makinelerin ustaları
çıraklarına saban çağı bozkırı usulünce vurur
kavurucu yapıp yapış sıcağın
altında
bir mastürbasyonun hayaliyle
dalgalanır genç oğlanların
terkedilmiş hüzünlü konutlara düşen
gölgeleri.
stadyum,
kremit fabrikası onyıllardır aynı
ithal kornayı öttürmektedir
belki de çıkmıştır parası özal
hibelerinin birinden.
halkapınar,
keser yoksul mahallelerini
yük trenleri, tamir atölyeleri
elektrik yüklü teller, raylar ve
turnikeler.
hilal,
çingenekondular karışır yükseldikçe
kürt mahallelerine kale’nin
dar ve sidik kokulu sokaklarıyla
tekinsiz karanlık köşeleri
sokak satıcıları baygınlaşır
mangallarının başında.
basmane,
hayyam meyhanesi’nin daracık
salonunda
üç kişi oturmuştuk,
arapların ve arapçanın mülteci
yersizliğinin hüznü
otellerin önünde çuval çuval
yoksulluk
çorbacılar, çaycılar, dilenciler,
güleç çocuklar
düşünüp düşünüp
az konuşup içlenmiştik
suriye izmir’den ne yana düşer?
15 Temmuz 2015
Etiketler:
duraklar,
halindeyken,
hareket,
izmir,
kapılara,
lütfen,
metro,
Şiirler,
yaslanmayınız
13 Temmuz 2015 Pazartesi
Biraz Zehirlenme
![]() |
| Henri Michaux |
damarlarımızda kimyasal
reaksiyonlar
kımıl kımıl hücre duvarlarını delip
geçen sıvı,
otuz sekiz derecede, gölgesiz gece
ritim düzensizce kırılır.
tahta sandalyede yan oturan babalar
bacak bacak üstünde
biz bu sokaktan en son ne zaman
geçtik?
bu sokak içimizden en son ne zaman
geçti?
bu yollar en son ne zaman
dolanıp da ayaklarımıza
konforlu çizgilerimizi paramparça
etti?
kalbinde pompalanan bu heyecan
yolu aşarken yolda düşerken yol
biterken
sessiz bir derinliğin içinde
kıvranırken
yorgun bedenlerin ürkek
dokunuşlarını –ki
bütün bir gece sessizce
oturulmuştur karanlığında evin.
lütfen bu pencereleri aç ve bu
çiçekleri sula
lütfen bu havayı kov -ciğerimizden
kana,
kanımızdan derimizin en nasırlı
hücrelerine kadar giden.
şu gece kuşları, şu ağaç hışırtıları,
şu dost şu tuzak sessizlikler;
ellerimizin kanlı yaralarından
yaralarından bulaşan hüzünler,
ikinci sınıf melankoliler,
aptallık abideleri, panik atakları,
alkol ihtiyaçları.
bu çark bu döngü bu buhran bu
paranoya.
13 Temmuz 15
6 Temmuz 2015 Pazartesi
Hüzünlü Bir Şahsın Ölümü
“üzgünüm eskisi gibi değil lünapark”
yüreğini göğüs kafesinden dışarı
altı gramını üç parçaya bölerek
ufak dünyandan aşağıya yuvarla
biz burada şaka yapmıyoruz
burada şakalar kötü sonlarla biter
bakıyor yoldan geçerken kırmızı
arabalara
tek sürücülerinin melankolik çatık kaşları
düşük ritimli arabesk koltuklar,
düşük sezgili yorgun gözler,
düşük duygulu sessiz dudaklar.
sahi sen hiç kendini saldın mı
kürt mahallelerinden aşağı?
(birinci tekil şahsı burada
öldürüyorum
-lütfen boktan paradokslarınızı
ucuz kağıtlara yazın)
dünyanın en derin açlıktan ölümünü
tadan bir hüzünlü şahıs
bu akşam boş midesinin içine
büzüşerek
(bunu tarif etmek gerekecek: bağırsaklar
mideye çekilirken rektum iki lobu kendi içine kıvırır ve baldırlardan topuğa
kadar tıpçıların tersinme–veya latince bir başka bok- demeleri gerekecek bir
akım oluşur. diğer tarafta ise sırttan enseye oradan başa ulaşan büzüşme
rektuma doğru ikinci bir akım yayarki bu akım ağız boşluğundan mideye doğru tersinen
ikinci bir akımla birleşir. burada ağız kenarlarından başlayarak yarık boğazın
önünden geçerek göğüs kafesini parçalar. büzüşme bedenin altta tek üstte iki
daha küçük akım halinde organizmanın mide tarafından ph bir derecedeki asit
tarafından sindirilmesiyle sona erer.)
öldü.
06 Temmuz 2015
2 Temmuz 2015 Perşembe
Dönüp Bakmak
![]() |
| Begüm Bitir - Dönüp Bakmak |
yağmurunun en güzelini taşıyordu kadıköy
vapuru
camlarının kenarlarında hüznünün
buğusuydu
akıp gitmekte olan bir zamanın
silik izlerinin.
“ey akşam vapuru
sana mı kalır dünya
ben o yağmurlu iskeleye inmem,
inmem.”
karaköy’e inen dar sokaklarında
adımlarımın geçmişini kaybettim
istanbul’un. yoksul ve zengin
yürekli
mendilci çocuklarının
yetim başlarından enselerine akan
yağmur sularının soğuğunda,
üşümüş ellerimi bıraktım.
neyi kaybetmiş olmanın kaygısıydı
dönüp baktığımda saçlarının
siyahlığında
kırılgan hislerin karman çorman
imgesinin,
yorgun bedeninin üzerinden akıp
giden.
sen daha doğmadan kazınmış bir
çizginin
uçsuz bucaksız yitip gittiği ufka
-yürüyorum.
kader dediğin beş harfli bir kelime
kederi hafifleten
güneş kırmızı alevler içinde
batıyor denizin üzerinden.
02 Temmuz 2015
Resmini kullanmama izin verdiği için Begüm Bitir'e sonsuz teşekkürlerimle...
Etiketler:
dönüp bakmak,
istanbul,
kadıköy,
karaköy,
Şiirler
30 Haziran 2015 Salı
Akhisar’da Bir Yolsuz
O.’ya
kaçacak yerim mi var imgesinden bir yanılgının
çantaların ağırlığından kalkıp da otobüslerin
cam kenarlarına yapışan suretlerin.
televizyonun hafif mırıltısı dolar yoksul yörüklerin
ancak bir çadır şekilsizliğindeki
derme çatma evlerine –ki
kurumakta olan nanenin odalara sızmaktadır
anılarla yüklü kokusu
mahallelerinde bütün oynayan ağlayan küfreden
çocuklarının kara kuru hallerinde saklıdır
seninle dolaştığım bütün bu zamanın sancısı.
ellerim sende kalsın, ben bu çocuklara sarılamam.
bir yörüğün jandarmanın dağıttığı çadırından
evinin kızılında kaybolan oyuncak bebeğine bir kürd’ün
nece yol vardır?
Nakarat
bir zaman oldu ki gecelerden geçen
ellerinin yumuşak varlığının gölgesini düşleyip
bütün bu yolları kat edemeden kalmıştım.
(bazı hoş tılsımlar vardır, sessizce kadehe dolarlar
veya sarılırlar bir ak kağıda, alacasında dumanlarının
gölgeler uzar, şarkılar hislenir)
işte böyle yolları kat edemediğim bir gün
rüyamda bir çadırın içinde bulmuştum kendimi imgesinde
büyük çorak toprakların.
Sahi ben sana vermiş miydim, yeşil dağlarının yorgun
göçebelerinin
geçerken jandarmalardan saklayıp kendi kafilelerini
sessizce söyledikleri türkünün sözlerini?
“yüklenüp karanluğu, ışıklara yürürün,
yıldızlaru aş edüp, rüyalara yürürün,
göç dedüğün heç bitmez, bilünmeze yürürün...
gurbettür memleketüm, yanluzluğa yürürün...”
29 Haziran 2015
27 Haziran 2015 Cumartesi
Kürdistan'da Bir Yolcu
O.'ya
kırmızı tarlaların sessizliğinde
takip edip yolların izlerini
kaç otobüs kaç uçak kaç ayak
gölgeni düşürüyorsun. Öylece kal.
hangisi kimin gölgesiydi gözleri yok
ağzı yok, kulakları belirsiz
saçlarından savrulan her şey,
tılsımı içinde akardı bir yorgun gecenin.
benim ellerimi de sen al, ben yorgunum.
dünyanın bütün kirazlarını benim için topla
çocuklarına dağıt yorgun topraklarının
kara saçlı, kara tenli
yanık kalpli.
sevaplarını da sen al. Öylece kal.
burada susulması gerekiyor,
hangimizin sessizliğiydi kulağımı yırtan? (bir sabah kendimi öylece içinde buluverdiğim)
bir sabah öylece buluverdim kendimi
rüyamın içinden içinden imgeni sürekleyip getirmişken.
Öylece kaldım.
21 Haziran 2015
20 Ocak 2015 Salı
uzun bir gündüzün gecesi (bütün uzun gündüzlerin bir gecesi vardır)
bütün uzun gündüzlerin
gecesi
kırmızı bir bota binip
karşı kıyaya geçmek isterim
ulis’e katılmak için binlerce yılın berisinde.
kuyusunda kaybolunmayan bir köy
var mıdır?
kıyısında durulunmayan
bir şehir?
şişesinde boğulunmayan
bir içki?
dostlarım,
kendimi saklamadım
ama kendim olmak da istemedim.
yürümek istedim ama
durmak hiç istemedim.
bu gece diyorum bir kırmızı bot bulsam
-şöyle küçük bir motoru olsun yeter bana-
şu karanlık denizin içinden
şu sakin, şu ılık denizin içinden
karşı kıyaya geçmeyi isterdim
bin yılların ötesine geçmek.
küçük bir tekne, karanlık deniz, yorgun bir hava, yorgun bir
beden
yığılıp kalmış anılar, zavallı karanlık melankolim,
sessiz paranoyam.
bütün uzun gündüzlerin içinde,
nice karanlık anlar vardır.
ben şiir yazmasını bilmem.
gündüzlerin kıymetini bilemem,
küçük karanlıkların yoğunluğunu…
küçük bir tekne, kırmızı
bilirsiniz nice martı dolanır bir vapurun
rüzgarının peşi sıra.
nicedir gidilmemiş bir kıyının sessizliğinde
nice özlem birikir
her uzun günün gecesi.
dostlarım,
ben demek de istemiyorum artık.
martılar,
bir tekne, kırmızı,
kara bir deniz
bir kıyı karşıda
bir de motor sesi.
20 Ocak 2015
16 Kasım 2014 Pazar
katatoniye güzelleme
GERÇEĞİ ÜRETMEKTEN ALIKONULAN
SEN EY!
sessiz ve katı kütle.
durgunsun görüyorum
DURUYORSUN DUYUYORUM,
KIRMIZI
yeni bir gün başlarken
sen
su-
su-
yorsun.
çocuklarını bizimle besle
kimsenin çocuğu olmayan
sen
SEN
hiç kimsenin
hiç kimsesi
kimsesizlerin kimsesi.
kimsesizliğin
se-
si.
sessizliği.
SEN
sen-olmayan her şey,
piç,
üç kağıtçı,
kurnaz ve sıkılgan
etten ve arzudan ibaret
sen.
16 Kasım 14
14 Kasım 2014 Cuma
İçimizden Biri Ağıtı
derin bir uykuya
dalabilirim.
benim korkularım beni kabuslarda
takip etmeyi sever,
uykusuzluktansa.
bir uyku zira,
katlanabileceğiniz kabusların
şiddeti ile ölçülür.
kahredici yalnızlığımsa hep
sakin bir mutluluğun
ılıklığında yakalar beni.
şu hayatta hiçbir şeyin
öylece sürüp gitmeyeceğini
göstermek için.
29 Ekim 2013 Salı
Bir Mesafe, Bir Yaşam
29 Ekim 2013
bu yola giriyorum
bu yol çok uzun annem bu yol çok uzun güzelim
düz değil hiçbir şey değil öyle veya böyle
kendimle seni değiştiriyorum
kadim yaralarımda seni deşiyorum seni anıyorum seni yazıyorum
seni bırakıyorum
yola düşüyorum
bu: yol.
bana çocuklarını saysana bana şarkılarını söyle
küçük hatıralarını biriktir benden uzakta.
bazen kesişiyoruz. bazen.
10 Şubat 2013 Pazar
Hüzünlü Küçük Kışlar
“biz hepimiz, kabilelerle, bitkilerle
ve hayvanlarla dolu birer çölüz.”
Gilles Deleuze
şimdi burada duruyorum
yorgunluk, tadına baktığım bütün bu çiğ-
şimdi burada duruyorum
dururken metrelerce-nanometrik yürümeyi öğrendim.
yağmur olukları, bir küçük kedi ıslak
tüyleri siyah-sarı
bazen burada durup bakıyorum: bütün yollar bitişir
[sarılık çocukları,
kabakulak mikrobu, doktor elbiseli adamlar
biz hepimiz aşıya
giden küçük evcil hayvanlarız, beyaz elbiseler vardır
bütün koridorlar kara]
bazen sağ elimi kesiyorum,
çıkartıp aynayı çakmak için
bütün bu hüzünlü küçük kışlar.
babamın ferdi tayfur bıyıkları
var,
televizyon sadece kötü
şarkıları için yapılmış
üçüncü sınıf hüzünlü
filmler oynatıyor
bir otrivine burun
spreyi, mentollü düşüyor masadan.
sana bütün kollarımla geldim,
onlardan kurtulmak istiyorum.
bazı ayaklarımı karanlıkta bitiştirmeyi öğrendim;
“look my eyes just
holograms”.
her zaman görmek istediğinden çok daha parlak nesne-vardır.
bazı gözlerimi televizyon ekranı yaptım.
şimdi buradayım.
kapının arkasında hiçbitmeyecekmişgibigelen o tüketilmiş
günün kenarında
sana bütün kollarımla geldim;
bütün bu hüzünlü küçük kış.
11 Şubat 2013
Oğuz Karayemiş
31 Temmuz 2012 Salı
Bir Hristiyan Ölmek
[Anafor Dergi'nin Ekim 2012 tarihli 3. sayısında aynen yayınlanmıştır.
"Bırakın yavaş yavaş gözden yitsin; daha koyu, ilerledikçe daha koyu.
"Bırakın yavaş yavaş gözden yitsin; daha koyu, ilerledikçe daha koyu.
İşte burası bir yaratığın gizlendiği yer olabilir:
Ufak bir tavşanın yaşayabileceği, karanlık ve sessiz bir köşe…"
Bob Ross
I. Vakıa
elbet sıkıl-
ağzını boyayan topraksı bir kan
dizi
öbek öbek sıyrık papaz ölü.
not kağıtları tıkıştırılan cepleri
dolu bir pantolon askısı-gergin bir
yay uzamı
boyunca koca bir küre
ne büyük bir küre.
(sokak satıcıları, simitçiler, kapı
ağzı dedikodu esnafı)
şiir yazamayan eksik bir halk.
-manastırlar kapandığında terk
etmişti
papaz efendi,
babadan köşkünü;
kapısında bir birinci cumhuriyet
zinciri asılıdır-
bütün elleri tutun be canım!
her yanından sarkan organlı bu
beden
biraz da iletişimsizlikten ölür.
[bavulu kapalı bir kutu…]
kapalı bir kutu gibi bir bavula
içrek kaç sinek kaydı
papaz efendi tıraşı kaçırdı
yokluğu boyunca çalışan bir
berber çırağı:
şimdi asla bilemeyecek
yüzüstü yatan bir hristiyan olmak
ne demektir.
II. Fenomenoloji
bir mutfak kurusu
tahta dolapları kurcalar durur mu
hala,
yıkıntı bir çocukluğun silik
anıları arasında?
anneanne,
yüzüstü yatan bir ermeni ölmek
ne demektir,
ikinci cumhuriyetin müslüman
tokikondularında?
28 Temmuz '12
Etiketler:
bir hristiyan ölmek,
cinayet,
cumhuriyet,
dink,
ermeni,
hrant,
hrant dink,
hristiyan,
ölmek,
papaz,
Şiir,
Şiirler
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






.jpg)
