I.
dilime doladığım şu ölüm ki,
bilemezsin nasıl sarar insanı
duyduğunu-hissettiğini-anladığını
sanırsın.
II.
kırmızıyı dillendiriyorum
ne zaman viskiyi fazla kaçırsam
)ben burjuva huylu bir fakirim(
vakıadır; yazılsın.
III.
öylece oturup beklemek
b
e
k
l
emek ve yorgunluk;
haddizatında her şey dağılabilir,
kim alınırsa alınsın.
IV.
kendi otobiyografimi yazıyorum.
el-
imde değildir
mavi derdim değildir, anlaşılsın.
V.
her-şey-biraz-acıklı olmakla
her şey acıklı olmuyor malum,
ağlanırsa -ki insan acıyla malul-;
ağlansın.
Epilogue
bir şiir-bir şiir-bir şiir
bir şiir değildir her zaman,
kurcalanmasın.
07 Eylül 11
7 Eylül 2011 Çarşamba
14 Ağustos 2011 Pazar
Taksimli Caz
bana kim olduğumu hatırlat,
gökyüzü artık kırmızı bile değil,
siyah-siyah tepelerin üstünde
simli boyalar;
bana kim olduğunu hatırlat.
b
o
ş
andık bütün takım-
t
akım yıldızların altında:
gümüş sular
mavi sular
yarın beni hatırlamazsın;
yarın beni hatırla
bana kim olduğumuzu anımsat.
beynim bomboş bir kuyruklu yıldız
oradan oraya ağıt yakıyorum
-boşlukta dalgalı/boşlukta kırmızı-
sürükleniyoruz;
sözlerimiz unutulmak üzere
cümleler karman-çorman,
içkilerimizi de tüketmişler,
bana kim olduğumu sorma,
yarın beni hatırla.
09 Ağostos 11
gökyüzü artık kırmızı bile değil,
siyah-siyah tepelerin üstünde
simli boyalar;
bana kim olduğunu hatırlat.
b
o
ş
andık bütün takım-
t
akım yıldızların altında:
gümüş sular
mavi sular
yarın beni hatırlamazsın;
yarın beni hatırla
bana kim olduğumuzu anımsat.
beynim bomboş bir kuyruklu yıldız
oradan oraya ağıt yakıyorum
-boşlukta dalgalı/boşlukta kırmızı-
sürükleniyoruz;
sözlerimiz unutulmak üzere
cümleler karman-çorman,
içkilerimizi de tüketmişler,
bana kim olduğumu sorma,
yarın beni hatırla.
09 Ağostos 11
8 Ağustos 2011 Pazartesi
4 Ağustos 2011 Perşembe
Chopin Üzerine Cümlecikler
I.
cumaya çıkmaz hiç bir sevgi
minbere de oturmayı bilmez
musalla taşında geçirir ömrünü.
ve bekler ölümünü...
II.
tanrı her zaman çoğunluğun yanındadır
kalabalığın, eskimiş mutfak dolaplarının
dökük-vurgun ve sıvaların;
fahişelerin kırmızı-kırmızı dudaklarının:
h
a
r
c
anmış bütün mektup pullarını;
bir sabah mavi-mavi bulunca gök-
yüzünde yıkanmış, arınmış, boyanmışsa
dokunduğu her taşın sıcaklığında
kaybolmuştur.
III.
chopin öyle sevmiş olmalıydı ki bir fahişeyi
yazmış olabilmeliydi nocturne no yirmiyi.
IV.
tüketmiş son kurşun kalemi de;
anılarından başka yazacak bir şeyi
kalmayana kadar.
V.
elinden tutan da yok kimseyi-kimsenin
bacaklarından, baldırlarından;
sevişmek bunun için
mordur
kıyılar boyu, güneş ışığının
ay ışığının altında.
Prelude
bir şair, bir şair, bir şairdir.
asla başka bir şey değil.
cumaya çıkmaz hiç bir sevgi
minbere de oturmayı bilmez
musalla taşında geçirir ömrünü.
ve bekler ölümünü...
II.
tanrı her zaman çoğunluğun yanındadır
kalabalığın, eskimiş mutfak dolaplarının
dökük-vurgun ve sıvaların;
fahişelerin kırmızı-kırmızı dudaklarının:
h
a
r
c
anmış bütün mektup pullarını;
bir sabah mavi-mavi bulunca gök-
yüzünde yıkanmış, arınmış, boyanmışsa
dokunduğu her taşın sıcaklığında
kaybolmuştur.
III.
chopin öyle sevmiş olmalıydı ki bir fahişeyi
yazmış olabilmeliydi nocturne no yirmiyi.
IV.
tüketmiş son kurşun kalemi de;
anılarından başka yazacak bir şeyi
kalmayana kadar.
V.
elinden tutan da yok kimseyi-kimsenin
bacaklarından, baldırlarından;
sevişmek bunun için
mordur
kıyılar boyu, güneş ışığının
ay ışığının altında.
Prelude
bir şair, bir şair, bir şairdir.
asla başka bir şey değil.
2 Ağustos 2011 Salı
Erişilmez Bir Yıldıza Ağıt
d
ü
ş(ÜN) içeriği
kafanı kurcalayarak
uykusuzluğa kelepçeletmek için
ufacık avuçlarını
dizlerinin sürünmesini kaç rüyanda tattın?
kaç...
k
ı
r
ılgandın
kırmızı baktın karanlığa
öfken; gözlerinin alaca kaynağının altındaki dinmeyen sızın
ihaneti de yumuşacık o
k
ş
adın; bir beceriksiz çocuğun
şiir defterindeki akrostiş
senin şeytani-tatlı sertliğin.
}belki de beslenme çantası düşüp
elması ve salçalı ekmeği yere saçıldığında
ötekiler ona gülmesiydi
daha uslu bir çocuk olabilirdi{
tanrın her zaman ummayı öğütler
k
o
r
k(!)
ulu düşlerin var senin
bombalı-kimsesizli-silah gürültülü-yeryüzü kızıla boyanmışlı
(bazen de güneş-en çok da batarken-denizi öyle boyar)-
şimdi kim derdi ki
o eğreti sadeliğin içinde
kayıp giderken ellerinden
bir mahzun bakış daha,
sesleri birleştirerek kurduğun o savaş türküsü
boşlukta-öylece çınlayacaktır!?
adını taşlara kazı
tanrın her zaman iz bırakanı lanetler
öylece ölüp gitmemelisin yine de
en azından bir şair biliyor
nerede ve nasıl yaşadığını-
yıldızlarla örülü gök-
k
u
b
'ben'in içinde.
ü
ş(ÜN) içeriği
kafanı kurcalayarak
uykusuzluğa kelepçeletmek için
ufacık avuçlarını
dizlerinin sürünmesini kaç rüyanda tattın?
kaç...
k
ı
r
ılgandın
kırmızı baktın karanlığa
öfken; gözlerinin alaca kaynağının altındaki dinmeyen sızın
ihaneti de yumuşacık o
k
ş
adın; bir beceriksiz çocuğun
şiir defterindeki akrostiş
senin şeytani-tatlı sertliğin.
}belki de beslenme çantası düşüp
elması ve salçalı ekmeği yere saçıldığında
ötekiler ona gülmesiydi
daha uslu bir çocuk olabilirdi{
tanrın her zaman ummayı öğütler
k
o
r
k(!)
ulu düşlerin var senin
bombalı-kimsesizli-silah gürültülü-yeryüzü kızıla boyanmışlı
(bazen de güneş-en çok da batarken-denizi öyle boyar)-
tanrın her zaman sabrı sevdirir.
şimdi kim derdi ki
o eğreti sadeliğin içinde
kayıp giderken ellerinden
bir mahzun bakış daha,
sesleri birleştirerek kurduğun o savaş türküsü
boşlukta-öylece çınlayacaktır!?
adını taşlara kazı
tanrın her zaman iz bırakanı lanetler
öylece ölüp gitmemelisin yine de
en azından bir şair biliyor
nerede ve nasıl yaşadığını-
yıldızlarla örülü gök-
k
u
b
'ben'in içinde.
09 Nisan 11
27 Temmuz 2011 Çarşamba
Orta İkiye Hapisten Devam Eden Çocuklara Şiirler
arşınlıyoruz kaldırım
t
aşlarını pişirmiş mutfak kokusu
sinmiş tek göz sobalı bir ev lalesi, zambağı ve menekşesi;
çocukluğun bodrum katları,
rutubetli koltuklara oturmuş hayaller:
ben bir tek karanlığa dayanırım.
gözlerimizi de bıraktık bir güzel
t
aş attık demir yığınları camlarına
dilim kırmızı, dilim siyah
dilim mor basma bir entari:
çok küçükken örmüştü annem
göz pınarlarından dokuyup-dokuyup
fakirliğini;
ki o: gözlüklerin tepesinden tepesinden
bakıp duran bir ufacık kadın.
aklımdadır hâlâ
rengahenk kutunun kara yalanları
kızıl yalanları,
sinema kuşakları,
silah kuşkuları, bir gecede dört kayıp
bir haftada dört genç ölüm satıcıları.
küçücük ellerim,
düşlerim, kabuslarım ve üç-kulhuvallah-bir-elhamlarım;
sürekli sürgün
sürekli kaçak-sürekli kayıp yaşlarım.
ne yaptık biz sana tanrım?
onlar, şunlar, bunlar
çocuklar, tanrım,
s
e
s
siz
-ağlayan bakışlı,
sarı saçlı, siyah saçlı.
bulunsun rüyalarımın
mavi mavi gökleri
çocuk resimleri, çocuk gözleri.
alın! alın ne istiyorsanız
salıverin çocukları
dönülemezliğinden,
karanlık kabuslarının.
26 Temmuz 11
25 Temmuz 2011 Pazartesi
Ham Okunan Şiir
kırık hayallerimin bohçası
akşamüstü alacası
ve dalgalanması
saçlarının-rengarenk gökkuşakları
her teli ayrı bir renk
her rengin şehveti ayrı.
)trenler geliyor hiç yoktan aklıma
sıfırdan kelimeler/durgun bulutlar/sarı güneşler(
düşler uzanıyor ayaklarımın önünde
mavi, sarı
ve yeşil karışımları:
nerede düştük de kanattık avuçlarımızı?
suyuna bulandığımız bu toprak ve
şiirlerinde boğulduğumuz ağaçları
ve yalnızlıkları, gökyüzünün altında-
evleri-sokakları ve sinemaları
neye bürünse aynı hantallık
nasıl söylense, ölümler aynı.
dökme kurşun ve hayır duaları;
sadaka servislerinde kaybolup giden çocukları.
dilencisiyim ellerinin-hayatlarının
kuşu, ruhu ve kanatları
elişi tezgahlarından, işportalardan
doldurdum torbalarımı
kelimelerle
notalar ve renklerle;
bir koşu yolu uzak
bir koşu yolu yakın
bir yürüyüş mesafesi duacı.
söylenecek sözler diz boyu kar
bütün şiirler hüzün
bütün hikayeler hüsran
bütün yollar kapalı.
elimi uzatsam,
parmak uçlarıma dokunur musun?
25 Temmuz 11
akşamüstü alacası
ve dalgalanması
saçlarının-rengarenk gökkuşakları
her teli ayrı bir renk
her rengin şehveti ayrı.
)trenler geliyor hiç yoktan aklıma
sıfırdan kelimeler/durgun bulutlar/sarı güneşler(
düşler uzanıyor ayaklarımın önünde
mavi, sarı
ve yeşil karışımları:
nerede düştük de kanattık avuçlarımızı?
suyuna bulandığımız bu toprak ve
şiirlerinde boğulduğumuz ağaçları
ve yalnızlıkları, gökyüzünün altında-
evleri-sokakları ve sinemaları
neye bürünse aynı hantallık
nasıl söylense, ölümler aynı.
dökme kurşun ve hayır duaları;
sadaka servislerinde kaybolup giden çocukları.
dilencisiyim ellerinin-hayatlarının
kuşu, ruhu ve kanatları
elişi tezgahlarından, işportalardan
doldurdum torbalarımı
kelimelerle
notalar ve renklerle;
bir koşu yolu uzak
bir koşu yolu yakın
bir yürüyüş mesafesi duacı.
söylenecek sözler diz boyu kar
bütün şiirler hüzün
bütün hikayeler hüsran
bütün yollar kapalı.
elimi uzatsam,
parmak uçlarıma dokunur musun?
25 Temmuz 11
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)