Meggie Smith
Çeviren: Oğuz ş.
Hayat kısa, ancak bunu çocuklarımdan saklıyorum.
Hayat kısa
ve ben kendiminkini kısaltıyorum
binbir leziz, ihtiyatsız yolla
leziz bir şekilde ihtiyatsız binbir yolla
bunu çocuklarımdan saklayacağım. Dünya
en az yarı yarıya korkunç ve bu tutucu bir tahmin,
ancak saklıyorum bunu çocuklarımdan.
Her kuşa karşılık kuşa atılan bir taş var.
Her sevilen çocuğa karşılık, kırılmış, terk edilmiş,
gölün dibini boylamış bir çocuk. Hayat kısa ve dünya
en az yarı yarıya korkunç, her nazik yabancıya
karşılık, seni kıracak biri var,
ancak saklıyorum bunu çocuklarımdan. Onlara
dünyayı yutturmaya çalışıyorum. Gerçek
bir bok çukurunu gösterip, sağlam iskelet hakkında
cırıldayan bir emlakçı gibi: Burası güzel olabilir,
değil mi? Burayı güzel kılabilirsin.
16 Ağustos 2019 Cuma
30 Mart 2019 Cumartesi
Solucanların Şarkısı
Margaret Atwood
Çeviren: Oğuz ş.
Yer altındaydık uzun müddet,
işimizi yapıyorduk,
biz, çok ve bir olanlar,
hatırlar gibiyiz insan olduğumuzu.
Yaşıyorduk köklerin, taşların arasında,
şarkı söylüyorduk ama dinleyenimiz yoktu,
yalnızca geceleri
sevmek için açık havaya çıkıyorduk,
ki sevgi tiksinir
postalların tabanlarından,
onların deri, sofu inançlarından.
Biliriz bir postal neye benzer
gördüğümüzden onu en altından,
postalların felsefesini biliriz,
onların tekme ve tepinme metafiziğini.
Postallardan korkarız,
fakat küçümseriz postala gereksinen ayağı.
Yakında her yeri yabani otlar gibi
ama yavaşça istila edeceğiz;
esir bitkiler bizimle
ayaklanacak, çitler yıkılacak,
tuğla duvarlar sarsılıp çökecek,
ve artık postallar olmayacak.
O esnada toprak yiyor
ve uyuyoruz; bekliyoruz
ayaklarınızın altında.
Hücum! diye haykırdığımızda
hiçbir şey duymayacaksınız
başlarda.
Çeviren: Oğuz ş.
Yer altındaydık uzun müddet,
işimizi yapıyorduk,
biz, çok ve bir olanlar,
hatırlar gibiyiz insan olduğumuzu.
Yaşıyorduk köklerin, taşların arasında,
şarkı söylüyorduk ama dinleyenimiz yoktu,
yalnızca geceleri
sevmek için açık havaya çıkıyorduk,
ki sevgi tiksinir
postalların tabanlarından,
onların deri, sofu inançlarından.
Biliriz bir postal neye benzer
gördüğümüzden onu en altından,
postalların felsefesini biliriz,
onların tekme ve tepinme metafiziğini.
Postallardan korkarız,
fakat küçümseriz postala gereksinen ayağı.
Yakında her yeri yabani otlar gibi
ama yavaşça istila edeceğiz;
esir bitkiler bizimle
ayaklanacak, çitler yıkılacak,
tuğla duvarlar sarsılıp çökecek,
ve artık postallar olmayacak.
O esnada toprak yiyor
ve uyuyoruz; bekliyoruz
ayaklarınızın altında.
Hücum! diye haykırdığımızda
hiçbir şey duymayacaksınız
başlarda.
13 Ocak 2019 Pazar
Richard İçin Son Bir Şiir
Sandra Cisneros
Çeviren: Oğuz ş.*
24 Aralık ve sona geldik yeniden.
Bu sefer geri dönmemek üzere, biliyorum zira
seni kovmadım - ve yine de el salladık.
Ayakkabılar yok. Kızgın kapılar da.
Kıyafetleri katladık ve ayrı
yollara gittik.
Beğendiğim ince yün kazağını ardında
bırakmışsın ama diş fırçanı almayı akıl
etmişsin. Bu gece neredesin?
Richard, yeniden yılbaşı arifesindeyiz
ve eski hayaletler doluşuyor eve.
Yılbaşı ağacının kıyısında oturuyor
ve neyi yanlış yaptığımızı merak ediyorum.
Tamam, çalışmadık, ve bütün
anılar güzel değil doğrusunu söylemek gerekirse.
Fakat güzel zamanlarımız da oldu.
Aşk güzeldi. Yanımda çarpık uyuyuşunu
sevdim ve hiç korkulu düş görmedim.
Yıldızlar olmalı
bizimki gibi büyük savaşlar için. Ödüller
ve bir yığın şampanya olmalı hayatta kalanlar için.
Onca yıllık alçalmadan,
beceriksiz tatil girişimlerinden sonra,
acıyı abideleştirecek bir şey olmalı.
Birgün büyük Brezilya faciasını unutacağız.
O güne kadar, Richard, iyi olmanı dilerim.
Gönül maceralarını ve bol sıcak suyu sevmeni dilerim,
ve sana benden daha iyi davranacak birini.
Şimdi unuttum nedenini, ama sevmiştim seni bir zaman,
hatırlıyor musun?
Belki de bu mevsimde, sarhoş
ve duygusal, bir parçamın delirmiş ve
intihara meyilli olduğunu kabule razıyım,
anarşi için yaşlıca, hâlâ aşığım.
Çeviren: Oğuz ş.*
24 Aralık ve sona geldik yeniden.
Bu sefer geri dönmemek üzere, biliyorum zira
seni kovmadım - ve yine de el salladık.
Ayakkabılar yok. Kızgın kapılar da.
Kıyafetleri katladık ve ayrı
yollara gittik.
Beğendiğim ince yün kazağını ardında
bırakmışsın ama diş fırçanı almayı akıl
etmişsin. Bu gece neredesin?
Richard, yeniden yılbaşı arifesindeyiz
ve eski hayaletler doluşuyor eve.
Yılbaşı ağacının kıyısında oturuyor
ve neyi yanlış yaptığımızı merak ediyorum.
Tamam, çalışmadık, ve bütün
anılar güzel değil doğrusunu söylemek gerekirse.
Fakat güzel zamanlarımız da oldu.
Aşk güzeldi. Yanımda çarpık uyuyuşunu
sevdim ve hiç korkulu düş görmedim.
Yıldızlar olmalı
bizimki gibi büyük savaşlar için. Ödüller
ve bir yığın şampanya olmalı hayatta kalanlar için.
Onca yıllık alçalmadan,
beceriksiz tatil girişimlerinden sonra,
acıyı abideleştirecek bir şey olmalı.
Birgün büyük Brezilya faciasını unutacağız.
O güne kadar, Richard, iyi olmanı dilerim.
Gönül maceralarını ve bol sıcak suyu sevmeni dilerim,
ve sana benden daha iyi davranacak birini.
Şimdi unuttum nedenini, ama sevmiştim seni bir zaman,
hatırlıyor musun?
Belki de bu mevsimde, sarhoş
ve duygusal, bir parçamın delirmiş ve
intihara meyilli olduğunu kabule razıyım,
anarşi için yaşlıca, hâlâ aşığım.
*Tercümenin "Tamam, çalışmadık..." diye başlayan ikinci kıtası ile, üçüncü dizenin "...savaşlar için" diye biten ilk cümlesi, onu Junot Diaz'ın Ve Onu İşte Böyle Kaybedersin kitabındaki epigraf vesilesiyle tercüme eden Avi Pardo'ya aittir. Ben şiiri o tercümeden sevdiğim için olduğu gibi kendi tercümeme aldım.
16 Temmuz 2018 Pazartesi
Led Zeppelin - Yağmur Şarkısı (The Rain Song)
Çeviren: oğuz ş.
Bunlar duyguların mevsimleridir
ve tıpkı yel gibi yükselir ve düşerler
Bu aşkın ihtişamıdır,
Tutmamız gereken meşaleyi görüyorum.
Bu bölüşmenin gizemidir,
Düşmeli hepimizin hesabına
küçük bir parça dingin yağmur.
D.'ye...
Bu sevgimin baharı,
Bilmem gereken ikinci mevsim
Sen içimde büyüyen gün ışığısın
Öyle hafif bir ılıklık hissedegeldiğim,
Bana harlayaşı hissettirmen zor değil,
Yavaşça büyüyen ateşi seyrettim.
Bu gülüşlerimin yazı,
Kendimden, kederin savunucularından kaçış,
Bana yalnızca gözlerinle seslen
Sana verdiğim bu tonu
tanımak o kadar da zor değil.
Tüm bunlar zaman geçtikçe herkes için açık olur.
Kışımın soğukluğunu duyumsadım,
Hiç gideceğini düşünmemiştim,
Üzerimize saldıran kederle lanetlenmiştim,
Ancak biliyorum
seni ne kadar çok sevdiğimi...
Bilmem gereken ikinci mevsim
Sen içimde büyüyen gün ışığısın
Öyle hafif bir ılıklık hissedegeldiğim,
Bana harlayaşı hissettirmen zor değil,
Yavaşça büyüyen ateşi seyrettim.
Bu gülüşlerimin yazı,
Kendimden, kederin savunucularından kaçış,
Bana yalnızca gözlerinle seslen
Sana verdiğim bu tonu
tanımak o kadar da zor değil.
Tüm bunlar zaman geçtikçe herkes için açık olur.
Kışımın soğukluğunu duyumsadım,
Hiç gideceğini düşünmemiştim,
Üzerimize saldıran kederle lanetlenmiştim,
Ancak biliyorum
seni ne kadar çok sevdiğimi...
Bunlar duyguların mevsimleridir
ve tıpkı yel gibi yükselir ve düşerler
Bu aşkın ihtişamıdır,
Tutmamız gereken meşaleyi görüyorum.
Bu bölüşmenin gizemidir,
Düşmeli hepimizin hesabına
küçük bir parça dingin yağmur.
6 Mayıs 2018 Pazar
Oi Va Voi - Yüzünü Her Gördüğümde (Every Time)
Çeviren: Oğuz ş.
Yüzünü her gördüğümde,
önümde uzananın ve beni bekleyenin
aşk olduğunu biliyorum.
Sana her baktığımda,
gözlerin de bana
aynı şeyi söylüyor.
Yukarıya her baktığımda,
bir şeyin beni beklediğini
görüyor, öğreniyor ve biliyorum.
Gözündeki her gözyaşı,
D.'ye..
önümde uzananın ve beni bekleyenin
aşk olduğunu biliyorum.
Sana her baktığımda,
gözlerin de bana
aynı şeyi söylüyor.
Yukarıya her baktığımda,
bir şeyin beni beklediğini
görüyor, öğreniyor ve biliyorum.
Gözündeki her gözyaşı,
zihnimdeki bir damladır.
Bildiğim gibi, aşksın sen.
Biliyorum aşksın sen.
Ne zaman uzaklara gitsen,
soğuk ve kimsesiz bir boşluğun
Bildiğim gibi, aşksın sen.
Biliyorum aşksın sen.
Ne zaman uzaklara gitsen,
soğuk ve kimsesiz bir boşluğun
yanına uzanıyorum.
Ne zaman bir sayfa çevirsem
ellerin yüzünden aşağı düşmeye başlıyor.
Yukarıya her baktığımda,
bir şeyin beni beklediğini
görüyor, öğreniyor ve biliyorum.
Gözündeki her gözyaşı,
Ne zaman bir sayfa çevirsem
ellerin yüzünden aşağı düşmeye başlıyor.
Yukarıya her baktığımda,
bir şeyin beni beklediğini
görüyor, öğreniyor ve biliyorum.
Gözündeki her gözyaşı,
zihnimdeki bir damladır.
Bildiğim gibi, aşksın sen.
Biliyorum aşksın sen.
Bildiğim gibi, aşksın sen.
Biliyorum aşksın sen.
20 Şubat 2018 Salı
Sabah, İmparatorluğu Düşünürken
Raymond Carver
Çeviren: Oğuz ş.
Dudaklarımızı fincanların mineli kenarlarına bastırıyoruz
ve biliyoruz kahvenin üzerinde yüzen bu yağın
bir gün kalplerimizi durduracağını. Gözler ile parmaklar
düşüyor gümüş olmayan gümüş takımının üzerine. Pencerenin dışında,
dalgalar dövüyor eski şehrin ufalanmış duvarlarını.
Ellerin kalkıyor kaba masa örtüsünden
sanki bir kehanette bulunacak gibi. Dudakların titriyor...
Lanet olsun gelecek demek istiyorum.
Geleceğimiz öğleden sonranın derinlerine uzanıyor.
Bir araba ve sürücüyle dar bir sokak bu,
bize bakan ve tereddüt eden sürücü
sonra kafasını sallıyor. O esnada,
güzel bir Leghorn yumurtası kırıyorum soğukkanlılıkla.
Gözlerin buğulanıyor. Bana sırtını dönüyor,
deniz kıyısındaki damlara bakıyorsun.
Sinekler bile kıpırdamıyor.
Diğer yumurtayı da kırıyorum.
Birbirimizi azalttığımız kesin.
Çeviren: Oğuz ş.
Dudaklarımızı fincanların mineli kenarlarına bastırıyoruz
ve biliyoruz kahvenin üzerinde yüzen bu yağın
bir gün kalplerimizi durduracağını. Gözler ile parmaklar
düşüyor gümüş olmayan gümüş takımının üzerine. Pencerenin dışında,
dalgalar dövüyor eski şehrin ufalanmış duvarlarını.
Ellerin kalkıyor kaba masa örtüsünden
sanki bir kehanette bulunacak gibi. Dudakların titriyor...
Lanet olsun gelecek demek istiyorum.
Geleceğimiz öğleden sonranın derinlerine uzanıyor.
Bir araba ve sürücüyle dar bir sokak bu,
bize bakan ve tereddüt eden sürücü
sonra kafasını sallıyor. O esnada,
güzel bir Leghorn yumurtası kırıyorum soğukkanlılıkla.
Gözlerin buğulanıyor. Bana sırtını dönüyor,
deniz kıyısındaki damlara bakıyorsun.
Sinekler bile kıpırdamıyor.
Diğer yumurtayı da kırıyorum.
Birbirimizi azalttığımız kesin.
10 Şubat 2017 Cuma
Caetano Veloso - Cucurrucucu Paloma Çevirisi
Söylüyorlar gece boyunca,
çaresi olmadığını,
ağlayarak gitmekten başka.
Hiç uyumadığını,
çaresiz, içerek gittiğini.
Ağlayışını duyarak titreyen
gökyüzü üzerine yemin ediyorlar;
söylüyorlar nasıl da açı çektiğini
onun için,
ölümünde dahi onu çağırdığını;
"Ay-ay-ay-ay-ay" diye şarkı söylediğini,
inlediğini, ağıt yaktığını
ölümcül tutkusundan ölmekteyken.
Ne kadar da hüzünlü bir güvercin
sabah erkenden yalnız başına
geniş kapılı evine
şarkı söyleyerek dönen.
Yemin ederim ki güvercin,
senin ruhundan başkası yok
ümitsiz bir şekilde
onun dönüşünü bekleyen.
Yalnızsın, güvercin, ahhh ağlama.
Güvercin,
taş kalpler ne zaman,
aşkından anlamışlar ki?
Yalnızsın, yalnızsın,
Yalnızsın, yalnız,
Yalnızsın güvercin, artık ağlama.
çaresi olmadığını,
ağlayarak gitmekten başka.
Hiç uyumadığını,
çaresiz, içerek gittiğini.
Ağlayışını duyarak titreyen
gökyüzü üzerine yemin ediyorlar;
söylüyorlar nasıl da açı çektiğini
onun için,
ölümünde dahi onu çağırdığını;
"Ay-ay-ay-ay-ay" diye şarkı söylediğini,
inlediğini, ağıt yaktığını
ölümcül tutkusundan ölmekteyken.
Ne kadar da hüzünlü bir güvercin
sabah erkenden yalnız başına
geniş kapılı evine
şarkı söyleyerek dönen.
Yemin ederim ki güvercin,
senin ruhundan başkası yok
ümitsiz bir şekilde
onun dönüşünü bekleyen.
Yalnızsın, güvercin, ahhh ağlama.
Güvercin,
taş kalpler ne zaman,
aşkından anlamışlar ki?
Yalnızsın, yalnızsın,
Yalnızsın, yalnız,
Yalnızsın güvercin, artık ağlama.
6 Eylül 2016 Salı
Pink Floyd - Learning to Fly Çevirisi
siyah bir şerit gerilmiş.
bir uçuş neşesi rüzgârlı bir alanda
sersemlemiş duyularımla başbaşa.
ölümcül bir cazibe beni hızlandırıyor
bu karşı konulmaz kavrayıştan nasıl kaçabilirim?
gözlerimi devinen gökyüzünden alamıyorum
dil lâl olmuş, burulmuş yeryüzüne ait bir uyumsuzlukla
buz biçimlendiriyor kanatlarımın uçlarını,
önemsiz uyarılar, düşündüm
düşündüm her şey hakkında
evimi buldurmuyor hiç bir yol gösterici.
yüklerinden arınmış, aç ve taşa dönüşmüş
gergin bir ruh uçmayı öğrenmekte
koşullanma gerçekçi fakat denemeye kararlı
gözlerimi devinen gökyüzünden alamıyorum
dil lâl olmuş, burulmuş yeryüzüne ait bir uyumsuzlukla.
sakince frenle,
yavaş ol. biraz tekerlekler üzerinde gidecek.
sadece gücü yavaşça kontrol et,
güç
gezegenin üstünde, bir kanatta ve iyi temennide
benim kirli halem, temiz havada bir buhar izi
bulutları kesiyor, uçan gölgemi görüyorum
sulanan gözlerimin ucunun ötesinde
gün ışığı tarafından tehdit edilmeyen bir rüya
bu ruh tam gecenin tepesine patlayabilir
bununla karşılaştırılabilecek bir his yok
hareket askıda, bir kutluluk ânı
zihnimi devinen gökyüzünden alamıyorum
dil lâl olmuş, burulmuş yeryüzüne ait bir uyumsuzlukla.
24 Ağustos 2016 Çarşamba
Salınıp Durur Bir Acemi
![]() |
| Henri Michaux |
I.
seninle koca koca çocuklara
uçurtmalar dağıtırız
dağıtmışızdır da bir kırın alaca
rüyası
görünür bölünmüş gecelerimize.
II.
yolları sarsacak mıdır yeniden
bir kedi mırıltısı bir sıcak
bunaltısı
ben sana hangi sokaklardan geçip
geleyim.
III.
çokça lakırdı
her yanında duyulan
ne karasın sen ayların içinde
bulutların dağılmaz mı?
sen bana hangi sokaklardan geçip
gel.
IV.
şimdi yaşını başını almış bir
simsar
yaşıyor bir denizin berisinde
satmaktan sert kayalara ruhunu
bir kitap yazdırıvermiş diyorlar
yaşamının olmazlarından.
seni tanıyordum
seni unuttum.
V.
her şey dönüp dolaşıp asıl sana geliyor
zamanı ellerimde tutuyorum
−ılık
yoğun
kokun beni ziyaret ediyor
buyur ediyorum
gülüşünü unutmuyorum
“hayhay” diyorum
masaya kitaplar saçılmış
bugün sigara içmiyorum
her şey dönüp dolaşıp sana geliyor.
VI.
gündüzün hayalleri
gecenin rüyaları var
uykusuzluk var
çocuklar, ağaçlar, rüzgarlar, kitaplar
var -da var
VII.
şiirler yazıyorum, aklımda
şiirler okuyorum, aklımda
yataklara gidiyorum, aklımda
çay demliyorum, hep aklımda
aklım ne büyükmüş diyorum
kalkıp bir rüyaya dalıyorum.
IX.
bir tütün dağınıklığının hayaleti
sehpanın üzerinde dolanıyor
gecenin büyüsünde bir adım sesleri
kanepem bir kişiliğe kavuşuyor
bazı hayaller nereye doğru büyümez mi?
X.
işte duyduğumuz hep o ağrı
yılların yaşamın yanı sıra
denir −denmeli
alıp veremediği olmamıştır
dünyanın ortasında salınıp durur bir acemi
kimsenin kimseyle sonuna dek
sadece yaşamak istemiştir.
25 Ağustos 2016
30 Temmuz 2016 Cumartesi
Leonard Cohen - Nevermind Çevirisi
"Takma Kafana"
Savaş kaybedildi
Antlaşma imzalandı
Ben yakalanmadım
Çizgiyi aştım
Ben yakalanmadım
Ama çok denedim
İyice gizlenerek
Aranızda yaşıyorum.
Gitmem gerekiyordu
Hayatımı ardımda bırakarak
Asla bulamayacağınız
Bazı mezarlar kazdım
Hikaye anlatıldı
Gerçekler ve yalanlarla
Bir adım vardı
Ama takma kafana
Takma kafana
Takma kafana
Savaş kaybedildi
Antlaşma imzalandı
Yaşayan bir gerçek var
Ve ölen bir gerçek
Bilmiyorum hangisi olduğunu
Yani takma kafana
Zaferiniz
Pek tamdı
Aranızdan bazılarının
Elde etmeyi düşündüğü.
Bu bir kaydıdır
Bizim küçük hayatlarımızın
Giydiğimiz elbiseler
Kaşıklarımız, bıçaklarımız
Şans oyunları
Askerlerimizin oynadıkları
Kestiğimiz taşlar
Yaptığımız şarkılar
Bizin barış hukukumuz
Ki anlaşılır
Bir koca yol gösterir
Bir eş komuta eder
Ve tüm bu
İfadeleri
Tatlı ilgisizliğin
Bazıları aşk diye adlandırır
Yüksek ilgisizlik
Bazıları kader diye adlandırır
Fakat isimlere sahiptik
Daha samimi
Çok derin ve
çok doğru isimler
Onlar benim için kan
Onlar sizin için tozdular
İhtiyaç yok
Bu hayatta kalışa
Yaşayan bir gerçek
Ve ölen bir gerçek var
Takma kafana
Takma kafana
Hayatımı yaşıyorum
Ardımda bırakıyorum
Yaşayan bir gerçek var
Öldüremezdim
Sizin öldürdüğünüz gibi
Nefret edemezdim
Denedim, başarısız oldum
Bana döndünüz
En azından denediniz
Sizi hor görenlerden
Yana oldunuz
Bu kalbinizdi
Bu sinek sürüsü
Bu bir zamanlar ağzınızdı
Bu yalan kasesi
Onlara iyi hizmet ettiniz
Hiç şaşırmadım
Onların akrabasısınız
Onların türünden
Takma kafana
Takma kafana
Hikaye anlatıldı
Gerçekler ve yalanlarla
Dünyaya sahipsiniz
Yani takmayın kafanıza
Takma kafana
Takma kafana
Hayatı yaşıyorum
Ardımda bırakıyorum
Tamamen yaşıyorum
Genişçe yaşıyorum
Bölemeyeceğiniz
Zaman katmanları üzerinde
Kadınım burada
Çocuklarım da
Onların mezarları güvende
Sizin gibi hayaletlerden
Derin yerlerde
Köklerin dolaştığı
Geride bıraktığım hayatı yaşıyorum
Etiketler:
cohen,
çeviri,
leonard cohen,
nevermind,
şarkı
2 Mayıs 2016 Pazartesi
ş.’nin Aşk Şiiri
tuttum sevdiklerimi
dedim buyrun oturun karşıma
getir dostum bir kadeh daha
sarıldım sıkıca
seni seviyorum dedim
eğilip tek tek kulaklarına.
ah dostum
hep geçmişim aşina yollardan
kollamış durmuşum zavallı benliğimi
ah diyorum
zavallı benliğim
ne çürük şeysin.
mendilci çocuklara güzel hayaller anlatıyorum
bir görsen beni
ne kadar neşeliyim
ne kadar hayat doluyum
nabzım gözlerimde atıyor
−kedileri
okşuyorum
köpeklere marketlerden mama çalıp
−avucumda
veriyorum.
çiçekler aldım ne güzel
çorbalar yaptım
dolaba kaldırdım
gelenlere veririm diye.
başka bir insan oluyorum
bir görsen
öylece akıp giden
şu acımasız ve soğuk zamanı
metanetle sırtlıyorum.
biliyorum, diyorum
yarım yamalaktım
ve hep yarım yamalak olacağım
ama ne güzelmiş
−diyorum
bildiğim yörüngeleri
titreyerek terk etmek.
titreyen bedenim
yaşamayı hissediyor
belki sonsuz konforlu
alışkanlıklarla örülü
vasat ömründen beri
ilk defa.
bakın diyorum
çocuklar kediler köpekler
dostlarım
sizi kırmışımdır şımarık
tavırlarımla
affedin beni
ya da mahkum edin
ama bilin sevdim sizi
dünyanın ortasında
bir ağacın gölgesine sığınarak
yalancı korunaklara
gizledim kendimi.
alın diyorum her bir parçam
bunlar ve şunlardır
alın sizin olayım
ben zaten en çok kendimden sıkılırım
bunlar, diyorum
parmaklarım
bunlar ellerim ayaklarım
bunlar saçlarımdır
bunlarsa acılarım
ağır geliyorsa koyun bir kenara
bakın sıradaki hayallerim
kırılanları ayıklayın,
paylaştıklarımız bize kalsın.
03 Mayıs 2016
13 Şubat 2016 Cumartesi
Yol Üzerine Deme
yol,
daima aştığımız yoldur.
-tozu yine de sinmiştir, taşırız
paçalarımızda, yaralarımızda
umutsuzluğumuzda.
yol,
daima yürümekte olduğumuzdur
-adımımız bir adım geriden gelir
arka ayak ön ayak sarkık kollar
güneşten yanmış yüz
yine de sürükleriz kendimizi.
yol çünkü,
daima kendisini dayatmaktadır
itekler, acıtır, bazen
güldürür bazen -ve çoğu zaman
ne olduğunu bile anlayamadan yürümüşüzdür.
yol zira daima aşılacak yoldur
yolcu asla yolu seçemez
yoldur yolcusunu seçen
yolcuyu yolcu yapar yol.
ve yol
-ki yoldan başka bir şey yoktur-
vardır
yıldızlı yazlar, yağmurlu
karlı kışlar boyunca uzanır
ömürleri kat eder,
onları ömür haline getirir
-ya da bitirir.
ama yol
tükenmez.
14.02.2016/Saat 05:50
2 Ekim 2015 Cuma
Güvenlik Duygusu
kesinlikler güvenlidir
bir doz güvenlik duygusu kimliğin
için
sigortalar ve memurluk güvenlidir
bir doz güvenli bir zaman
yaşlılığın için
sınırlarını tanırsın diğer
insanların
sınırlarda durmak, ileriye gitmemek
güvenlidir
-ki bir doz da
iletişim için güvenlik duygusu
gerekir.
kasırgalar, fareler, hamamböcekleri
ve sevgi
olmadık yerlerden olmadık zamanlarda
ortaya çıkarak seni sarsabilirler
önlem almak güvenlidir
ayrıca bir doz güvenlik duygusu da
aynı kalabilmen için gerekir.
prezervatifler, mide ilaçları,
anti-anksiyetikler
heyecanlanan yüreğinin sana yaptığı
zorlu oyunlarla baş etmeni sağlar
ve güvenlidir.
emniyet kemerleri, şifrelenmiş
mailler, sessiz itaat
güvenlidir ve senin için,
notların, kredi notların, çalışma
notların için
bir parça güvenlik duygusu sağlar.
-ki bu güvenlik duygusu
yarın yeniden işe, okula gidebilmen
için,
konforlu evinde yatağa girebilmen
için gerekir.
ilkeler, yöntemler, alışkanlıklar
güvenlidir
talimatlar ve talimatlara uymak
güvenlidir
kurallar ve kuralları uygulamak
güvenlidir
yasalar ve yasaları çiğnememek
güvenlidir
kimlikler ve çerçeveleri güvenlidir
kimlikleri çerçeveleri
alışkanlıkları
yasaları kuralları ve talimatları
çok fazla ciddiye almak güvenlidir.
-ki böyle bir güvenlik duygusu
yaşamının öylece sürüp gitmesi için
gerekir.
seni rahatsız edeni görmezden
gelmek güvenlidir
seni tekinsiz kılanı görünmez
kılmak güvenlidir
seni huzursuzluğa iteni yokluğa
itmek güvenlidir
seni dönüşmeye zorlayanı susmaya
zorlamak güvenlidir
seni risk almaya mecbur bırakanı
uzaklaşmaya mecbur bırakmak güvenlidir
seni sevmeye
ama rahatını bozacak tekinsizliği
hissettirecek huzuruna kaçıracak
dönüşmeni gerektirecek risk almana
neden olacak şekilde sevmeye
çağırandan nefret etmek güvenlidir.
ve bu dostum,
işte bu güvenlik duygusu-
senin rahatını kolladığının, tekin
adımlar attığının, huzurla dopdolu olduğunun,
hep aynı kaldığının
hep risksiz yaşadığının işareti
olan bu duygu-
kredi borçlarını, okul
masraflarını, karnının doluluğunu,
sinema biletini, ucuz ve pis bir
barda iki adet biranı
berbat ilişkinin kararttığı
evinin kirasını sağlaman,
ödevlerini tezlerini tasarım
işlerini
vaktinde teslim etmen için gerekir.
ve yine de eğer
bundan başka bir yaşamı
düşünüyorsan
kendinden işinden okulundan
ilişkinden
pis barlardan banliyölerden ve
alışveriş merkezlerinden
etinin her gün ve her gün aynı
şekli almasından
ve öylece çürüyüp gitmesinden
penisinden vajinandan rektumundan
hep benzer bir döngüde gidip gelen
bütün organizmandan
alışkanlıklarından kurallardan
yasalardan
alışkanlık halini almış
kurallı yasal yaşamdan ve ölümlerden
bıktıysan-
işte tam da bu güvenlik duygusundan
kurtulman
sevmen ve dönüşmen gerekir.
02 Ekim 2015
23 Ağustos 2015 Pazar
Younger Brother - Shine Çevirisi
Parılda
orada ol.
bir omuza, bir kalbe,
kalbimin attığını hissetmeye
ihtiyacım olduğunda,
izin ver yol bilmemi sağlasın
…bunun o yol olduğunu
bana bunun o yol olduğunu,
endişelenmemi söyle.
bu kadar endişelenme,
başka bir gün daha olacak,
bazı şeylerin hala sürdüğünü
göreceksin,
bir çoğunun ise değişmekte
olduğunu.
değişimi durdurmaya cüret etme.
bazen parıldarsın,
bazen düşersin,
bazen bilirsin,
bazen ruhunda yaşamı yeniden
hissedene kadar,
yalnız olmadığın gerçeğine
tutunmak için
birine ihtiyaç duyarsın.
orada ol
yabancı birine ihtiyaç duyduğumda
kalbimin çarpmasına, tehlikenin geçmesine
ihtiyaç duyduğumda.
gitmek istediğin yolu seç
sana göstermek istemiyorum,
kendi yolunu bulabilirsin
kendi yolunu bul.
kayda geçirilen hiçbir şey yok,
burada seninle konuşacak hiçbir şey
yok,
geriye dön diyecek.
nefret ettiğini görüyorum,
nefret ettiğini görmek
istemiyorum.
bazen parıldarsın,
bazen düşersin,
bazen bilirsin,
başka hiçbir şey değil.
seni parıldarken görmek istiyorum,
yapabileceğini biliyor gibiyim
seni parıldarken görmek
istiyorum, ben olduğumu biliyor gibiyim.
15 Temmuz 2015 Çarşamba
lütfen hareket halindeyken kapılara yaslanmayınız
E. ile Ö.'ye
bölge,
saçılmış hurda konteynırlar kim
bilir hangi ihracattan
batma yığınlar halinde durur
ağaçlı yolun bir yanı çelik raylar,
bir yanı sarı tarlalar.
sanayi,
eskiden kalma fabrikalar çürümüş
sac artıkları açılan duvarlar
üzerinde çelik beton yığınları
haşmetle yükselir
teneke yoksulluk ile içi boş varsıllığın
uyumsuz görüntüleri
zihninizi bir anda işgal eder.
araba mezarlarında saçılmış metal
bağırsakları
dingil aks ve dişlileri
çoktan kemirmiştir yaşlı kurt
tamirciler
modern makinelerin ustaları
çıraklarına saban çağı bozkırı usulünce vurur
kavurucu yapıp yapış sıcağın
altında
bir mastürbasyonun hayaliyle
dalgalanır genç oğlanların
terkedilmiş hüzünlü konutlara düşen
gölgeleri.
stadyum,
kremit fabrikası onyıllardır aynı
ithal kornayı öttürmektedir
belki de çıkmıştır parası özal
hibelerinin birinden.
halkapınar,
keser yoksul mahallelerini
yük trenleri, tamir atölyeleri
elektrik yüklü teller, raylar ve
turnikeler.
hilal,
çingenekondular karışır yükseldikçe
kürt mahallelerine kale’nin
dar ve sidik kokulu sokaklarıyla
tekinsiz karanlık köşeleri
sokak satıcıları baygınlaşır
mangallarının başında.
basmane,
hayyam meyhanesi’nin daracık
salonunda
üç kişi oturmuştuk,
arapların ve arapçanın mülteci
yersizliğinin hüznü
otellerin önünde çuval çuval
yoksulluk
çorbacılar, çaycılar, dilenciler,
güleç çocuklar
düşünüp düşünüp
az konuşup içlenmiştik
suriye izmir’den ne yana düşer?
15 Temmuz 2015
Etiketler:
duraklar,
halindeyken,
hareket,
izmir,
kapılara,
lütfen,
metro,
Şiirler,
yaslanmayınız
13 Temmuz 2015 Pazartesi
Biraz Zehirlenme
![]() |
| Henri Michaux |
damarlarımızda kimyasal
reaksiyonlar
kımıl kımıl hücre duvarlarını delip
geçen sıvı,
otuz sekiz derecede, gölgesiz gece
ritim düzensizce kırılır.
tahta sandalyede yan oturan babalar
bacak bacak üstünde
biz bu sokaktan en son ne zaman
geçtik?
bu sokak içimizden en son ne zaman
geçti?
bu yollar en son ne zaman
dolanıp da ayaklarımıza
konforlu çizgilerimizi paramparça
etti?
kalbinde pompalanan bu heyecan
yolu aşarken yolda düşerken yol
biterken
sessiz bir derinliğin içinde
kıvranırken
yorgun bedenlerin ürkek
dokunuşlarını –ki
bütün bir gece sessizce
oturulmuştur karanlığında evin.
lütfen bu pencereleri aç ve bu
çiçekleri sula
lütfen bu havayı kov -ciğerimizden
kana,
kanımızdan derimizin en nasırlı
hücrelerine kadar giden.
şu gece kuşları, şu ağaç hışırtıları,
şu dost şu tuzak sessizlikler;
ellerimizin kanlı yaralarından
yaralarından bulaşan hüzünler,
ikinci sınıf melankoliler,
aptallık abideleri, panik atakları,
alkol ihtiyaçları.
bu çark bu döngü bu buhran bu
paranoya.
13 Temmuz 15
6 Temmuz 2015 Pazartesi
Hüzünlü Bir Şahsın Ölümü
“üzgünüm eskisi gibi değil lünapark”
yüreğini göğüs kafesinden dışarı
altı gramını üç parçaya bölerek
ufak dünyandan aşağıya yuvarla
biz burada şaka yapmıyoruz
burada şakalar kötü sonlarla biter
bakıyor yoldan geçerken kırmızı
arabalara
tek sürücülerinin melankolik çatık kaşları
düşük ritimli arabesk koltuklar,
düşük sezgili yorgun gözler,
düşük duygulu sessiz dudaklar.
sahi sen hiç kendini saldın mı
kürt mahallelerinden aşağı?
(birinci tekil şahsı burada
öldürüyorum
-lütfen boktan paradokslarınızı
ucuz kağıtlara yazın)
dünyanın en derin açlıktan ölümünü
tadan bir hüzünlü şahıs
bu akşam boş midesinin içine
büzüşerek
(bunu tarif etmek gerekecek: bağırsaklar
mideye çekilirken rektum iki lobu kendi içine kıvırır ve baldırlardan topuğa
kadar tıpçıların tersinme–veya latince bir başka bok- demeleri gerekecek bir
akım oluşur. diğer tarafta ise sırttan enseye oradan başa ulaşan büzüşme
rektuma doğru ikinci bir akım yayarki bu akım ağız boşluğundan mideye doğru tersinen
ikinci bir akımla birleşir. burada ağız kenarlarından başlayarak yarık boğazın
önünden geçerek göğüs kafesini parçalar. büzüşme bedenin altta tek üstte iki
daha küçük akım halinde organizmanın mide tarafından ph bir derecedeki asit
tarafından sindirilmesiyle sona erer.)
öldü.
06 Temmuz 2015
3 Temmuz 2015 Cuma
Küçük Orospu ve Cam Güzeli
kendini ifade edememenin sancısı
güller, cam güzelleri,
küçük orospular
çiçeklere su verdin mi?
ben yolları küçük adımlarımla aldım
zavallı bedenimdeki sancılar
göğüs kafesimin altında ve üstünde,
rektumumda ve midemde
ağzımı kapatıyorum sustuğum her
sözcüğe
ayaklarımı kesiyorum çıktığım her
yola
kalbimin kırmızı kan ağrıları
damarlarımda, ciğerimde
uyluklarımda değişen hücrelerin
şarhoş dansı
doktor ben kanser değilim
kanser benim, kanser hepimiziz.
elime aldığımda kalbimi atom
bombası
ritm sıfır nokta sekiz,
biliyorsunuz dalgası bu
yok oluşa yaklaşmanın
benim babamın damarlarını açtılar
neşterlerle,
ameliyathane soğukları,
doktorun başı öne eğik
bilgeliği-bilgisizliği
çiçekler diyorum
doktor
kaldır kafanı gözlerime bak
babamın rektumuna soktun mu derece
ölçerini?
ellerimi senin ellerinde bıraktım,
rektumumu otel odasının ucuz
pisliğine teslim ettim,
ben ne zaman sana uzansam
kollarım kırıldı.
lütfen sus bu gece, lütfen konuş
lütfen asla
susma.
o vapura el ele binelim ve sen
susma…
04 Temmuz 2014
2 Temmuz 2015 Perşembe
Dönüp Bakmak
![]() |
| Begüm Bitir - Dönüp Bakmak |
yağmurunun en güzelini taşıyordu kadıköy
vapuru
camlarının kenarlarında hüznünün
buğusuydu
akıp gitmekte olan bir zamanın
silik izlerinin.
“ey akşam vapuru
sana mı kalır dünya
ben o yağmurlu iskeleye inmem,
inmem.”
karaköy’e inen dar sokaklarında
adımlarımın geçmişini kaybettim
istanbul’un. yoksul ve zengin
yürekli
mendilci çocuklarının
yetim başlarından enselerine akan
yağmur sularının soğuğunda,
üşümüş ellerimi bıraktım.
neyi kaybetmiş olmanın kaygısıydı
dönüp baktığımda saçlarının
siyahlığında
kırılgan hislerin karman çorman
imgesinin,
yorgun bedeninin üzerinden akıp
giden.
sen daha doğmadan kazınmış bir
çizginin
uçsuz bucaksız yitip gittiği ufka
-yürüyorum.
kader dediğin beş harfli bir kelime
kederi hafifleten
güneş kırmızı alevler içinde
batıyor denizin üzerinden.
02 Temmuz 2015
Resmini kullanmama izin verdiği için Begüm Bitir'e sonsuz teşekkürlerimle...
Etiketler:
dönüp bakmak,
istanbul,
kadıköy,
karaköy,
Şiirler
30 Haziran 2015 Salı
Akhisar’da Bir Yolsuz
O.’ya
kaçacak yerim mi var imgesinden bir yanılgının
çantaların ağırlığından kalkıp da otobüslerin
cam kenarlarına yapışan suretlerin.
televizyonun hafif mırıltısı dolar yoksul yörüklerin
ancak bir çadır şekilsizliğindeki
derme çatma evlerine –ki
kurumakta olan nanenin odalara sızmaktadır
anılarla yüklü kokusu
mahallelerinde bütün oynayan ağlayan küfreden
çocuklarının kara kuru hallerinde saklıdır
seninle dolaştığım bütün bu zamanın sancısı.
ellerim sende kalsın, ben bu çocuklara sarılamam.
bir yörüğün jandarmanın dağıttığı çadırından
evinin kızılında kaybolan oyuncak bebeğine bir kürd’ün
nece yol vardır?
Nakarat
bir zaman oldu ki gecelerden geçen
ellerinin yumuşak varlığının gölgesini düşleyip
bütün bu yolları kat edemeden kalmıştım.
(bazı hoş tılsımlar vardır, sessizce kadehe dolarlar
veya sarılırlar bir ak kağıda, alacasında dumanlarının
gölgeler uzar, şarkılar hislenir)
işte böyle yolları kat edemediğim bir gün
rüyamda bir çadırın içinde bulmuştum kendimi imgesinde
büyük çorak toprakların.
Sahi ben sana vermiş miydim, yeşil dağlarının yorgun
göçebelerinin
geçerken jandarmalardan saklayıp kendi kafilelerini
sessizce söyledikleri türkünün sözlerini?
“yüklenüp karanluğu, ışıklara yürürün,
yıldızlaru aş edüp, rüyalara yürürün,
göç dedüğün heç bitmez, bilünmeze yürürün...
gurbettür memleketüm, yanluzluğa yürürün...”
29 Haziran 2015
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





